İsviçre'de aşırı sağcı İsviçre Halk Partisi (SVP) tarafından önerilen ülke nüfusunun 10 milyon ile sınırlandırılmasını öngören anayasa değişikliği, 30 Eylül 2024'te yapılan referandumda seçmenler tarafından açık farkla reddedildi. Resmi sonuçlara göre, evet oyları yüzde 37,5'te kalırken, hayır oyları yüzde 62,5'e ulaştı. Katılım oranı ise yüzde 45 olarak gerçekleşti. Bu sonuç, İsviçre'nin göç ve nüfus politikalarında mevcut liberal yaklaşımını koruyacağı anlamına geliyor.
Referandumun arka planı ve tartışmalar
SVP'nin 'Dur Artık' sloganıyla başlattığı kampanya, ülkedeki göçmen sayısının kontrolsüz arttığını ve bunun sosyal güvenlik sistemine, konut piyasasına ve çevreye zarar verdiğini iddia ediyordu. Parti, nüfusun 10 milyona ulaştığında göçün tamamen durdurulmasını ve sınır dışı işlemlerinin hızlandırılmasını talep ediyordu. Ancak karşı kampanya, önerinin İsviçre'nin uluslararası taahhütlerine, özellikle de AB ile imzalanan serbest dolaşım anlaşmalarına aykırı olduğunu ve ülkenin ekonomik büyümesini baltalayacağını savundu. Federal Konsey ve parlamento da dahil olmak üzere ana akım siyasi partiler, iş dünyası ve sendikalar öneriye karşı çıktı. Ekonomi çevreleri, İsviçre'nin işgücü açığının yabancı işçilerle kapatıldığını ve nüfus sınırlamasının otomotiv, makine ve kimya gibi sektörleri olumsuz etkileyeceğini belirtti.
Referandum süreci, SVP'nin geleneksel olarak güçlü olduğu kırsal bölgelerde bile hayır oylarının yüksek çıkmasıyla dikkat çekti. Kanton bazında bakıldığında, sadece Schwyz ve Appenzell Innerrhoden gibi küçük ve muhafazakar kantonlarda evet oyu öne çıktı. Büyük şehirler Zürih, Basel ve Cenevre'de hayır oyları yüzde 70'in üzerine çıktı. Bu sonuçlar, SVP'nin popülizmine rağmen toplumun göçmen karşıtı söylemlere tam olarak ikna olmadığını gösterdi.
Bölgesel ve küresel boyut
İsviçre'nin bu referandumu, Avrupa genelinde yükselen aşırı sağ dalga ve göç karşıtı hareketler bağlamında kritik bir gösterge niteliği taşıdı. SVP'nin önerisi, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán ve Polonya'daki Hukuk ve Adalet Partisi gibi göçmen karşıtı liderlerden destek alırken, AB kurumları tarafından endişeyle izlendi. Özellikle AB-İsviçre ilişkileri açısından, serbest dolaşım anlaşması zaten uzun süredir tartışmalıydı; referandumun kabulü anlaşmaların feshine yol açabilirdi. Ancak ret kararı, İsviçre'nin AB ile mevcut ikili anlaşmalarının devamını sağladı. Küresel ölçekte ise İsviçre'nin bu kararı, göçün ekonomik faydalarına dair bir referans olarak yorumlanabilir. Birçok gelişmiş ülke, yaşlanan nüfus ve işgücü kıtlığıyla mücadele ederken, İsviçre'nin nüfus sınırlaması fikrini reddetmesi, deneyimli emek göçünün önemini vurguladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu referandumun Türkiye açısından en önemli etkisi, İsviçre'de yaşayan yaklaşık 140 bin Türk kökenli nüfusu ilgilendirmesidir. Nüfus sınırı kabul edilseydi, Türk toplumu potansiyel bir ayrımcılık riskiyle karşı karşıya kalabilirdi; ancak ret kararı mevcut statükoyu korudu. Türkiye-İsviçre ilişkileri, ticaret ve yatırım bağlamında dolaylı olarak etkilenebilir. İsviçre'nin imalat sektöründe çalışan yabancı işçiler, Türkiye'den gelen beyin göçü dahil olmak üzere, ülkenin rekabet gücüne katkıda bulunuyor. Ayrıca bu sonuç, Avrupa'da artan aşırı sağ dalgaya karşı ılımlılığın bir örneği olarak, Türk diasporasının yaşadığı diğer Avrupa ülkeleri için de bir emsal teşkil edebilir.