ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan ile imzalanan nükleer iş birliği anlaşmasını, anlaşmanın imzalanmasından 24 saatten kısa bir süre sonra yeniden sorgulamaya açtı. Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, anlaşmanın Suudi Arabistan’ın İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesi koşuluna bağlı olduğunu belirtti. Bu çıkış, Çarşamba günü anlaşmaya ilişkin bilgi veren kaynakların aktardıklarından oldukça farklı bir tablo ortaya koyuyor. Trump’ın bu hamlesi, ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinde yeni bir gerilim yaratırken, bölgesel dengeleri de etkileme potansiyeli taşıyor.
Anlaşmanın arka planı ve Trump’ın şartı
Suudi Arabistan ile ABD arasında imzalanan nükleer iş birliği anlaşması, Suudi Krallığı’nın sivil nükleer enerji programını geliştirmesine olanak tanıyordu. Anlaşma, Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirme ve yeniden işleme faaliyetlerini denetleyen güvenlik önlemlerini içeriyordu. Ancak Trump, Perşembe günü Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada, anlaşmanın Suudi Arabistan’ın İsrail’i tanıması ve Abraham Accords çerçevesinde İsrail ile diplomatik ilişkiler kurması halinde yürürlüğe gireceğini söyledi. Trump, “Suudiler İsrail’le anlaşmak zorunda, aksi takdirde bu anlaşma olmayacak” ifadelerini kullandı.
Çarşamba günü anlaşmayı duyuran kaynaklar, Trump’ın bu şarttan hiç bahsetmediğini, hatta anlaşmanın Suudi Arabistan’ın İsrail’le normalleşmesine bağlı olmadığını belirtmişti. Bu tutarsızlık, Trump yönetiminin Orta Doğu politikasında bir çelişki olarak yorumlanıyor. Bazı analistler, Trump’ın bu açıklamasının İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun baskısı sonucu yapılmış olabileceğini düşünüyor. Netanyahu, uzun süredir Suudi Arabistan’ın İsrail’i tanıması için ABD’nin nükleer anlaşmayı koz olarak kullanmasını talep ediyordu.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump’ın bu hamlesi, Orta Doğu’daki güç dengelerini doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor. Suudi Arabistan, henüz İsrail’i tanımış değil ve Krallık, Filistin sorunu çözülmeden İsrail’le normalleşmeyeceğini defalarca dile getirdi. Suudi yönetimi, Abraham Accords’a katılım konusunda isteksiz davranıyor ve Filistinlilerin hakları konusunda hassas bir duruş sergiliyor. Öte yandan, Trump’ın bu şartı anlaşmaya eklemesi, ABD’nin bölgedeki müttefikleri arasında bir krize yol açabilir. Suudi Arabistan, ABD ile ilişkilerinde sık sık gerilim yaşasa da, nükleer enerji konusunda Washington’a ihtiyaç duyuyor. Çin ve Rusya’nın Suudi Arabistan’a nükleer teknoloji sağlama çabaları, ABD’nin elini zayıflatabilir.
Trump’ın açıklaması ayrıca, 2024 başkanlık seçimleri öncesinde İsrail yanlısı seçmenleri memnun etme amacı taşıyor olabilir. Ancak bu adım, ABD’nin Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığını zedeleyebilir ve bölgede İran’a karşı oluşturulan ittifakı zayıflatabilir. İran, Suudi-ABD anlaşmazlığından faydalanarak nüfuz alanını genişletebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme Türkiye’yi doğrudan etkilemese de, bölgesel dengeler açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Suudi Arabistan-İsrail normalleşmesinin gecikmesi, Türkiye’nin Filistin davasına verdiği destekle uyumlu bir durumdur. Ancak ABD’nin Suudi Arabistan’a yönelik bu baskısı, Ankara’nın Riyad ve Tel Aviv ile ilişkilerinde yeni fırsatlar veya zorluklar yaratabilir. Öte yandan, nükleer anlaşmazlık Türkiye’nin enerji politikasını da etkileyebilir; Suudi Arabistan’ın nükleer enerjiye yönelmesi, bölgede nükleer silahlanma yarışını tetikleyebilir ve Türkiye’nin güvenlik hesaplarını değiştirebilir. Türkiye, bu süreçte dengeli bir diplomasi izlemek durumundadır.