ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan ile yürütülen sivil nükleer enerji işbirliği müzakerelerinde kritik bir eşiğe işaret etti. Trump, önerilen anlaşmanın Suudi Arabistan'ın İsrail ile ilişkilerini normalleştirdiği Abraham Anlaşmaları'na katılımına bağlı olduğunu söyledi. Beyaz Saray'da gazetecilere konuşan Trump, "Suudilerle nükleer bir anlaşma yapmak istiyoruz ancak bunun için İsrail ile barış yapmalılar. Abraham Anlaşmaları bu işin anahtarı" ifadelerini kullandı. Bu açıklama, Washington ile Riyad arasında aylardır süren müzakerelerde yeni bir safhaya geçildiğini gösteriyor.
Gelişmenin arka planı: Nükleer enerji ve bölgesel dengeler
ABD-Suudi nükleer işbirliği, Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030 programı kapsamında sivil nükleer enerji kapasitesini geliştirme hedefinin bir parçası olarak gündeme geldi. Riyad, petrol bağımlılığını azaltmak ve artan enerji talebini karşılamak amacıyla nükleer santraller inşa etmeyi planlıyor. Ancak Washington, Suudi Arabistan'ın uranyum zenginleştirme ve yeniden işleme teknolojilerine erişimine şartlı yaklaşıyor. Bu teknolojiler, sivil kullanımın yanı sıra askeri nükleer programlar için de kullanılabilecek potansiyele sahip.
Trump yönetimi, Suudi Arabistan'ın bu teknolojilere erişimini, İsrail ile diplomatik ilişkiler kurmasına bağlayarak bölgesel bir denklem oluşturuyor. Beyaz Saray kaynaklarına göre, bu adım aynı zamanda İran'ın nükleer programına karşı bir denge unsuru olarak görülüyor. Suudi Arabistan, uzun süredir İran'ın nükleer faaliyetlerinden endişe duyuyor ve kendi sivil programını bu tehdide karşı bir güvence olarak değerlendiriyor.
Görüşmelerin merkezinde, uranyum zenginleştirme izninin yanı sıra Suudi Arabistan'ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile yürüteceği denetim düzenlemeleri yer alıyor. ABD, Suudi Arabistan'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uymasını şart koşuyor. Riyad ise, zenginleştirme konusunda Çin ve Rusya gibi alternatif ortaklara yönelebileceği sinyalini veriyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Abraham Anlaşmaları'nın genişlemesi
Trump'ın bu açıklaması, 2020'de imzalanan Abraham Anlaşmaları'nı genişletme stratejisinin bir parçası. Bu anlaşmalar kapsamında Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas ve Sudan İsrail ile resmi ilişki kurmuştu. Suudi Arabistan'ın katılımı, anlaşmaların en önemli halkası olarak görülüyor; zira Krallık, İslam dünyasında büyük nüfuza sahip ve Mekke-Medine'nin koruyucusu konumunda.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu defalarca Suudi Arabistan ile normalleşme arzusunu dile getirmişti. Ancak Suudi yönetimi, Filistin devleti kurulmadan önce normalleşmeyeceğini vurguluyor. Trump'ın nükleer kozunu kullanması, bu konudaki pazarlığı hızlandırmayı hedefliyor. Bölgesel uzmanlara göre, Suudi Arabistan için nükleer enerji, İran'ın nükleer programına yanıt olarak caydırıcılık unsuru taşıyor ve bu nedenle Riyad'ın taviz vermesi zor görünüyor.
ABD'de ise anlaşmaya yönelik Kongre'de farklı yaklaşımlar bulunuyor. Demokratlar, Suudi Arabistan'ın insan hakları sicilini ve Yemen savaşındaki rolünü gerekçe göstererek nükleer işbirliğine karşı çıkıyor. Buna karşılık Cumhuriyetçiler, İran'a karşı güçlü bir cephe oluşturulması gerektiğini savunuyor. Eğer anlaşma gerçekleşirse, Ortadoğu'da yeni bir güç dengesi ortaya çıkabilir; İsrail ile Suudi Arabistan arasında doğrudan diplomatik temaslar başlayabilir, bölgesel ticaret ve güvenlik işbirliği artabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Suudi nükleer anlaşmasının İsrail ile normalleşmeye bağlanması, Türkiye için birkaç açıdan önem taşıyor. Öncelikle, Türkiye'nin bölgedeki dengeleri etkileyebilecek bu gelişmeyi yakından izlemesi gerekiyor. Suudi Arabistan'ın İsrail ile normalleşmesi, Türkiye'nin Filistin politikası ve Doğu Akdeniz'deki enerji rekabeti bağlamında yeni dinamikler yaratabilir. Ayrıca, Türkiye'nin kendi nükleer enerji programı (Akkuyu NGS) göz önüne alındığında, uranyum zenginleştirme konusundaki uluslararası düzenlemeler daha da önem kazanıyor. Türkiye, bu süreçte nükleer teknoloji transferi ve güvenlik denetimleri konusunda benzer şartlarla karşılaşabilir. Bölgesel olarak, İran ve Suudi Arabistan arasındaki nükleer rekabet, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını da doğrudan etkileyecektir.