İsviçre, 30 Kasım'da düzenlenecek referandumda ülke nüfusuna 10 milyon kişilik bir üst sınır getiren tartışmalı bir girişimi oylayacak. ‘10 Milyonun Durduğu Yer’ adlı girişim, kabul edilmesi halinde federal hükümeti dört yıl içinde göç politikalarını köklü biçimde değiştirmeye zorlayacak. Mevcut nüfusu yaklaşık 8,7 milyon olan ülkede, özellikle Almanya sınırındaki kantonlarda aşırı kalabalık ve konut krizi endişeleri artarken, girişim sahipleri İsviçre’nin ‘taşıma kapasitesinin’ aşıldığını savunuyor. Referandumun sonucu, AB ile serbest dolaşım anlaşmasını da doğrudan etkileyecek kritik bir eşik olarak görülüyor.
Girişimin arka planı ve hukuki boyutu
Girişim, İsviçre’nin doğrudan demokrasi geleneğinin bir parçası olarak, 100 bin imza toplanmasıyla gündeme geldi. Temel hedef, ülke nüfusunu 10 milyonla sınırlayarak, federal hükümeti göçü azaltacak önlemler almaya zorlamak. Girişim metnine göre, nüfus 10 milyona ulaştığında, hükümet dört yıl içinde iltica ve aile birleşimi gibi alanlarda kısıtlamalar getirmekle yükümlü olacak. İsviçre Anayasa Mahkemesi, girişimin uluslararası hukuka aykırı olmadığına karar verdi, ancak AB ile imzalanan serbest dolaşım anlaşmasının bu sınırlamayla çelişebileceği uyarısında bulundu.
Hükümet ve parlamento girişime karşı çıkıyor. Federal hükümet, 10 milyonluk sınırın keyfi olduğunu ve ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyeceğini belirtirken, iş dünyası da nitelikli işgücü akışının kesilmesinden endişe ediyor. Muhalefetteki bazı kantonlar ise özellikle Zürih ve Cenevre gibi yoğun nüfuslu bölgelerde yaşayanların baskı hissettiğini, girişimin bu kesimlerde destek bulduğunu ifade ediyor. Anketler, seçmenlerin yaklaşık yüzde 45’inin girişime destek verdiğini, yüzde 48’inin ise karşı olduğunu gösteriyor; kararsızların oranı yüzde 7 civarında.
AB ilişkileri ve bölgesel boyut
Girişimin kabulü, İsviçre-AB ilişkilerini doğrudan etkileyebilir. İsviçre, AB üyesi olmamakla birlikte, 2002’de yürürlüğe giren kişilerin serbest dolaşımı anlaşmasıyla AB vatandaşlarına ülkede çalışma ve yaşama hakkı tanıyor. 2014’te kabul edilen ‘göç kontrolü’ girişimi, AB ile ilişkileri germiş; İsviçre, AB vatandaşlarına öncelik tanıyan bir kota sistemi getirerek krizi aşmıştı. 10 milyon sınırı, bu kez çok daha katı bir önlem olarak Brüksel’in tepkisini çekebilir. AB Komisyonu, girişimin serbest dolaşım ilkesine aykırı olduğunu ve ikili anlaşmaları tehdit ettiğini resmen bildirdi.
Bölgesel olarak, İsviçre’nin nüfus sınırlama hamlesi, Avrupa’da artan göçmen karşıtı söylemlerin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Almanya, Fransa ve İtalya gibi komşu ülkeler, İsviçre’nin bu adımının kendi iç siyasetlerinde de referans alınabileceği endişesini taşıyor. Özellikle Avusturya ve Macaristan gibi göç konusunda sert tutum sergileyen ülkeler, bu girişimi dikkatle izliyor. Uzmanlar, referandumun Avrupa genelinde göç politikalarını yeniden şekillendirebilecek bir öncü karar olma potansiyeli taşıdığını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsviçre’deki bu referandum, Türkiye’yi ilk etapta doğrudan etkilemese de, Avrupa’daki göç karşıtı eğilimlerin güçlenmesi açısından önemli bir sinyal. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde vize serbestisi ve Göç Anlaşması gibi dosyalar masadayken, İsviçre gibi AB üyesi olmayan bir ülkenin dahi nüfus sınırlamasına gitmesi, Avrupa’nın genel göç politikasını sertleştirebilecek bir adım olarak okunabilir. Ayrıca, İsviçre’de yaşayan yaklaşık 75 bin Türk kökenli nüfus, olası kotalardan etkilenebilir. Türkiye’nin, bu tür gelişmeleri Avrupa’daki Türk diasporasının hakları ve AB ile müzakereler bağlamında yakından takip etmesi stratejik bir gereklilik olarak öne çıkıyor.