İsviçre'de pazar günü yapılan referandumda, ülke nüfusunun 10 milyon kişiyle sınırlandırılmasını öngören anayasa değişikliği teklifi seçmenler tarafından reddedildi. İlk resmi olmayan sonuçlara göre seçmenlerin yüzde 54'ü hayır oyu kullanırken, katılım oranı yüzde 44 olarak gerçekleşti. Aşırı sağcı İsviçre Halk Partisi (SVP) tarafından desteklenen girişim, ülkenin göç politikalarında köklü değişiklikler öngörüyordu.
Referandumun perde arkası: Nüfus kaygısı ve göç tartışmaları
SVP'nin "10 milyon yeter" sloganıyla başlattığı kampanya, İsviçre'nin artan nüfusunun ülke kaynakları üzerinde baskı yarattığı argümanına dayanıyordu. Partiye göre, özellikle serbest dolaşım anlaşmaları nedeniyle Avrupa Birliği ülkelerinden gelen göç, konut kıtlığı, altyapı yetersizliği ve ücret baskısı gibi sorunlara yol açıyordu. Referandum teklifi, federal hükümete nüfus artışını kontrol altına almak için göçü sınırlandırma yetkisi veriyordu. Ancak hükümet ve parlamento, bu adımın AB ile ilişkileri tehlikeye atacağı ve ekonomiyi olumsuz etkileyeceği gerekçesiyle karşı çıktı.
İsviçre'nin nüfusu 2023 itibarıyla 8,8 milyon civarında bulunuyor. Ülke, son 30 yılda özellikle AB ülkelerinden gelen göçle birlikte hızlı bir nüfus artışı yaşadı. SVP'nin önerisi, bu artışın 10 milyon eşiğini geçmesini engellemeyi hedefliyordu. Ancak iş dünyası, üniversiteler ve merkez partiler, sınırlamanın İsviçre'nin küresel rekabet gücüne zarar vereceğini savundu. Ekonomi Bakanlığı'na göre, yabancı işgücü İsviçre GSYİH'sının yüzde 30'unu oluşturuyor ve özellikle sağlık, mühendislik ve bilişim sektörlerinde kritik önem taşıyor.
AB ile ilişkiler ve küresel yansımalar
Referandumun reddedilmesi, İsviçre-AB ilişkilerinde bir rahatlama yarattı. Brüksel, İsviçre'nin serbest dolaşım anlaşmasını tek taraflı sınırlaması halinde karşılıklı ekonomik yaptırımlar uygulamakla tehdit ediyordu. İsviçre, AB'nin en büyük üçüncü ticaret ortağı konumunda ve iki taraf arasında günlük 1 milyar İsviçre Frangı değerinde mal ve hizmet ticareti yapılıyor. Referandumun kabul edilmesi, bu anlaşmaların yeniden müzakere edilmesini ve hatta feshedilmesini gündeme getirebilirdi.
Uzmanlar, sonucun aynı zamanda Avrupa genelinde yükselen göç karşıtı söylemlere karşı bir test niteliği taşıdığını belirtiyor. İsviçre gibi doğrudan demokrasi geleneğine sahip bir ülkede bile aşırı sağın bu tür önlemlerinin seçmen desteğini alamaması, benzeri girişimlerin diğer ülkelerde de zorlanabileceğini gösteriyor. SVP'nin lideri Marco Chiesa, sonuçları "demokrasiye darbe" olarak nitelendirirken, hükümet yetkilileri kararı İsviçre'nin açık toplum yapısının bir teyidi olarak yorumladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsviçre'de nüfus sınırlamasının reddedilmesi, Türkiye'nin AB ile ilişkileri bağlamında dolaylı bir öneme sahiptir. Serbest dolaşım ve göç konuları, AB-Türkiye müzakerelerinde hassas başlıklar arasında yer almaktadır. İsviçre'nin bu referandumla AB karşıtı bir adım atmaktan kaçınması, Brüksel'in göç konusundaki standart pozisyonunu güçlendirmiştir. Ayrıca, İsviçre'de yaşayan yaklaşık 70 bin Türk kökenli nüfus için de sonuç önemlidir. Nüfus sınırlaması getirilmiş olsaydı, bu topluluk üzerinde doğrudan bir etki yaratabilirdi. Küresel ölçekte ise, bu referandum göç karşıtlığının sınırlarını test eden bir örnek olarak kayda geçmiştir.