İsveç, uzun yıllardır toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda dünyaya örnek gösterilen bir ülke olarak biliniyor. Ancak son yıllarda ülke siyasetinde gözlemlenen bir eğilim, bu tabloyu sorgulatıyor. 2022 genel seçimleri öncesinde yapılan bir kamuoyu yoklaması, aşırı sağcı İsveç Demokratları'na (SD) desteğin erkekler arasında kadınlara kıyasla iki kat daha fazla olduğunu ortaya koydu. Bu durum, bir zamanlar homojen bir siyasi yelpazeye sahip olan İsveç'te, cinsiyet temelli bir siyasi ayrışmanın giderek derinleştiğini gösteriyor.
Gelişmenin arka planı: İsveç siyasetinde cinsiyet uçurumu
İsveç'te kadınların siyasi katılımı ve temsiliyeti uzun bir geçmişe sahip. 1921'de kadınlara oy hakkı tanınan ülke, 2021'de ilk kadın başbakanı Magdalena Andersson'u gördü. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar, kadın ve erkek seçmenler arasında belirgin bir siyasi ayrışma olduğunu gösteriyor. Özellikle genç erkekler arasında aşırı sağ partilere yönelim artarken, kadınlar daha çok yeşil ve sol partileri tercih ediyor.
Bu eğilimin birkaç nedeni var: Birincisi, İsveç Demokratları'nın göçmen karşıtı ve milliyetçi söyleminin, özellikle işsizlik ve güvenlik endişeleri yaşayan genç erkekler arasında karşılık bulması. İkincisi, kadınların refah devleti, eşitlik politikaları ve iklim değişikliği gibi konulara erkeklerden daha fazla önem vermesi. Üçüncüsü ise, sosyal medya ve çevrimiçi platformların erkekleri daha sağcı, kadınları ise daha sollaştıran bir etki yaratması.
İsveç'te 2018 seçimlerinde İsveç Demokratları oyların %17,5'ini alarak üçüncü büyük parti olmuştu. 2022 seçimlerinde ise bu oranın %20'nin üzerine çıkması bekleniyor. Partinin seçmen tabanının büyük çoğunluğunu erkekler oluşturuyor; kadın seçmenler arasında destek oranı %10'un altında.
Bölgesel veya küresel boyut: Avrupa'da yükselen sağ ve cinsiyet dinamikleri
İsveç'teki bu durum, Avrupa genelinde gözlemlenen bir eğilimin parçası. Fransa, Almanya, İtalya ve Polonya gibi ülkelerde de sağ popülist partilere erkeklerin kadınlardan daha fazla destek verdiği görülüyor. Araştırmalar, bu partilerin genellikle geleneksel aile yapısını, ulusal kimliği ve güvenliği vurgulayan söylemlerinin, özellikle erkek seçmenlere hitap ettiğini ortaya koyuyor.
Küresel ölçekte de benzer bir eğilim söz konusu. Amerika Birleşik Devletleri'nde Donald Trump, Brezilya'da Jair Bolsonaro gibi liderler, erkek seçmenler arasında kadınlara kıyasla daha yüksek destek buluyor. Bu, toplumsal cinsiyet rollerindeki değişimlere karşı bir tepki olarak yorumlanıyor. Kadınların iş gücüne katılımının artması, eğitim seviyelerinin yükselmesi ve feminist hareketlerin güçlenmesi, bazı erkeklerde tehdit algısı yaratabiliyor.
İsveç örneği, bu küresel eğilimin en çarpıcı örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Zira ülke, cinsiyet eşitliği konusunda en ileri noktalardan biri olarak kabul ediliyor. Bu paradoks, siyasi katılımın sadece temsille sınırlı olmadığını, aynı zamanda seçmen tercihlerinin de cinsiyet temelinde ayrıştığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç'teki cinsiyet temelli siyasi ayrışma, Türkiye için de önemli çıkarımlar barındırıyor. Türkiye'de de kadın ve erkek seçmenler arasında siyasi tercihlerde belirgin farklılıklar gözlemleniyor. Bu durum, özellikle popülist ve milliyetçi söylemlerin erkek seçmenler üzerinde daha etkili olduğunu gösteriyor. Küreselleşme ve toplumsal cinsiyet rollerindeki değişim, Türkiye'de de benzer siyasi sonuçlar doğurabilir. Ayrıca, İsveç'te aşırı sağın yükselişinin göçmen karşıtlığıyla bağlantılı olması, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri ve göç politikaları açısından da dikkate alınması gereken bir boyut. Sonuç olarak, cinsiyet uçurumunun siyasi yansımaları, demokrasilerin geleceği açısından kritik bir konu olarak öne çıkıyor.