STOCKHOLM — İsveçliler, Pazar günü ülkenin siyasi geleceğini belirleyecek kritik bir seçim için sandık başına gidiyor. Bu seçim, bir zamanlar Avrupa'nın en liberal ülkelerinden biri olarak görülen İsveç'te aşırı sağcı İsveç Demokratları'nın (Sverigedemokraterna) hükümete girip girmeyeceği konusunda fiili bir referanduma dönüşmüş durumda. Kamuoyu yoklamaları, iktidardaki Sosyal Demokratlar liderliğindeki sol blok ile muhalefetteki sağ blok arasında başa baş bir yarışa işaret ediyor. İsveç Demokratları'nın olası bir sağ koalisyona katılması, partinin yıllar süren marjinalleşmeden sonra ana akım siyasete tam entegrasyonunun simgesi olacak.
Gelişmenin Arka Planı
İsveç Demokratları, 1988'deki kuruluşundan bu yana uzun yıllar boyunca ırkçı ve aşırı milliyetçi bağlantıları nedeniyle siyasi pariah olarak görüldü. Ancak parti, özellikle 2010'lardan itibaren göç ve entegrasyon politikalarını sertleştirerek ve imajını yenileyerek desteğini artırdı. 2018 seçimlerinde yüzde 17,5 oy alarak üçüncü büyük parti konumuna yükseldi. O dönemde hiçbir parti onlarla hükümet kurmaya yanaşmadı. Ancak 2022 seçimleri öncesinde sağ blokun ana bileşenleri olan Ilımlı Parti (Moderaterna), Hristiyan Demokratlar ve Liberaller, İsveç Demokratları ile işbirliğine kapıyı araladı. Bu değişim, partinin lideri Jimmie Åkesson'un sistematik olarak ana akım seçmen nezdinde meşruiyet kazanma stratejisinin bir sonucu.
Seçim kampanyası, suç, göç ve enerji fiyatları gibi konular etrafında şekillendi. Sosyal Demokrat lider ve Başbakan Magdalena Andersson, seçmenlere istikrar ve refah devleti modelinin korunması mesajı verirken, sağ blok lideri Ulf Kristersson ise suç ve göç konularında daha sert önlemler vaat ediyor. İsveç Demokratları ise özellikle güvenlik ve göç politikalarında daha da radikal taleplerle sağ blok içindeki etkisini artırmaya çalışıyor.
Seçim sonuçları ne olursa olsun, İsveç siyasetinde yaşanan bu dönüşüm, Avrupa genelinde aşırı sağ partilerin ana akımlaşması trendinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Fransa'da Ulusal Birlik (Rassemblement National), İtalya'da İtalya'nın Kardeşleri (Fratelli d'Italia) ve Almanya'da Almanya için Alternatif (AfD) gibi partilerin yükselişi, İsveç'teki gelişmelerle paralellik taşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsveç, uzun süredir Avrupa Birliği içinde insan hakları, çevre ve sosyal adalet konularında öncü bir ülke olarak tanınıyordu. Aşırı sağın hükümete girmesi, ülkenin bu kimliğinde ciddi bir kırılma yaratabilir. Ayrıca İsveç, Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sonrasında NATO'ya katılma başvurusu yapmış ve ittifak üyeliği süreci devam ediyor. Bu süreçte yaşanacak bir hükümet değişikliği, NATO müzakerelerini ve İsveç'in dış politika yönelimini etkileyebilir. Türkiye, İsveç'in NATO üyeliğine ilişkin itirazlarını sürdürüyor; özellikle PKK/YPG ve FETÖ ile mücadele konusunda somut adımlar bekliyor. İsveç'te aşırı sağın güçlenmesi, Türkiye'nin bu süreçteki pazarlık gücünü değiştirebilir.
Öte yandan İsveç Demokratları, göç karşıtı söylemi ve Müslüman karşıtı çıkışlarıyla biliniyor. Partinin hükümete girmesi, Avrupa'da İslamofobik ve yabancı karşıtı politikaların daha da normalleşmesine yol açabilir. Bu durum, Türkiye'nin Avrupa'daki Türk ve Müslüman topluluklarla ilgili endişelerini artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç'teki seçim sonucu, Türkiye'nin NATO genişlemesi ve Avrupa'daki Müslüman topluluklar açısından yakından takip ettiği bir gelişme. Aşırı sağ İsveç Demokratları'nın hükümete girmesi, Türkiye'nin İsveç'in NATO üyeliğine yönelik itirazlarını daha da sertleştirmesine neden olabilir; zira bu parti, PKK/YPG'ye mesafeli duruşu ve göçmen karşıtı tutumuyla biliniyor ancak Türkiye'nin hassasiyetlerine ne ölçüde cevap vereceği belirsiz. Öte yandan istikrarlı bir İsveç hükümeti, NATO sürecinde daha öngörülebilir bir muhatap oluşturabilir. Türkiye, İsveç'teki siyasi dengeleri dikkatle izleyerek ittifak içi pazarlıklarda pozisyonunu netleştirmeli.