Avrupa genelinde aşırı sağ partilerin anketlerde ve seçimlerde elde ettiği kazanımlar, kıtanın Ukrayna ve Rusya politikalarında ciddi bölünmelere neden oluyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in bu partilerle olan ideolojik yakınlığı ve olası finansal destek iddiaları, Avrupa Birliği'nin ortak dış politika oluşturma kapasitesini zayıflatıyor. Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde yapılan son anketler, aşırı sağ grupların sandalye sayısını artırabileceğini gösteriyor. Bu durum, Ukrayna'ya verilen askeri ve mali desteğin sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Aşırı Sağın Yükselişi ve Rusya Bağlantıları
Fransa'da Ulusal Birlik (Rassemblement National), İtalya'da Lega, Almanya'da AfD, Avusturya'da FPÖ ve Macaristan'da Fidesz gibi partiler, son yıllarda istikrarlı bir şekilde oylarını artırdı. Bu partilerin ortak özelliği, Rusya'ya yönelik yaptırımlara karşı çıkmaları ve Ukrayna'ya silah yardımını sorgulamaları. Örneğin, Fransa'da Marine Le Pen, Kırım'ın Rusya'ya ilhakını tanıma sinyali vermiş, İtalya'da Matteo Salvini ise Putin'e hayranlığını açıkça dile getirmişti. Almanya'da AfD, Rusya'ya uygulanan yaptırımların kaldırılması çağrısı yapıyor.
Avrupa basınında çıkan haberlere göre, Rusya'nın bu partilere mali destek sağladığına dair kanıtlar mevcut. Özellikle 2014 sonrası dönemde, Rusya'nın Avrupa'daki aşırı sağ partilere finansal yardım yaptığı iddiaları defalarca gündeme geldi. Örneğin, Fransa'daki Ulusal Cephe (şimdiki Ulusal Birlik) 2014 yılında Rus bankasından 9 milyon euro kredi almıştı. Bu tür bağlantılar, partilerin Rusya politikalarını etkiliyor.
Avrupa Birliği, Rusya'ya karşı yedi yaptırım paketini onayladı ve Ukrayna'ya silah gönderimini koordine ediyor. Ancak aşırı sağ partilerin hükümetlerde yer aldığı veya etkili olduğu ülkelerde (Macaristan, İtalya gibi) bu politikalar sekteye uğrayabiliyor. Macaristan Başbakanı Viktor Orban, AB'nin Rusya yaptırımlarını defalarca veto etti ve Ukrayna'ya silah sevkiyatını engelledi. İtalya'da koalisyon hükümetinde yer alan Lega ve Forza Italia'nın tutumları da belirsizlik yaratıyor.
Ukrayna ve Rusya Politikalarında Bölünme
Avrupa'nın Ukrayna konusundaki birliği, aşırı sağın yükselişiyle birlikte çatırdıyor. Baltık ülkeleri ve Polonya gibi Rusya'ya karşı sert politikalar izleyen ülkeler, aşırı sağın etkisiyle daha ılımlı bir tutum benimseyen ülkelerle karşı karşıya geliyor. Bu bölünme, AB'nin ortak dış politika ve güvenlik politikası oluşturmasını zorlaştırıyor.
2024 Avrupa Parlamentosu seçimleri, bu eğilimin bir göstergesi olacak. Anketler, aşırı sağ grupların (Kimlik ve Demokrasi Grubu ile Avrupa Muhafazakarları ve Reformistleri) toplam sandalye sayısını artırabileceğini gösteriyor. Bu durum, AB'nin Ukrayna'ya askeri ve mali yardım paketlerinin onaylanmasını zorlaştırabilir. Ayrıca, Rusya'ya yönelik yaptırımların sürekliliği de tehlikeye girebilir.
Rusya, Avrupa'daki aşırı sağ partileri destekleyerek AB'yi zayıflatmayı ve Batı'yı bölmeyi hedefliyor. Kremlin, bu partiler aracılığıyla Avrupa kamuoyunda Rusya karşıtı yaptırımlara ve Ukrayna'ya desteğe karşı bir algı oluşturmaya çalışıyor. Ayrıca, aşırı sağ partilerin yükselişi, Rusya'nın Avrupa'daki nüfuzunu artırmasına olanak tanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'da aşırı sağın yükselişi, Türkiye'nin dış politikası ve güvenliği açısından karmaşık sonuçlar doğurabilir. Türkiye, Ukrayna ve Rusya arasında denge politikası izlerken, Avrupa'daki bölünme Türkiye'nin arabuluculuk rolünü zayıflatabilir. Ayrıca, aşırı sağ partilerin Türkiye karşıtı söylemleri (özellikle göç ve İslam karşıtlığı) Türkiye-AB ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, Rusya'nın Avrupa'da artan etkisi, Türkiye'nin enerji ve ticaret bağımlılığı nedeniyle dikkatle izlenmeli. Türkiye, Avrupa'daki bu siyasi kaymayı fırsata çevirerek kendi stratejik konumunu güçlendirebilir mi? Belirsizlik sürüyor.