İstanbul'da düzenlenen ve sekiz Avrupa ile Orta Doğu ülkesinin dışişleri bakanlarını bir araya getiren çok uluslu 'savaş karşıtı blok' zirvesi, ABD ve İsrail'e İran'a yönelik yeni askeri saldırılar düzenlemekten kaçınmaları çağrısında bulundu. Zirve sonunda yayımlanan ortak bildiride, Orta Doğu'da yeni bir çatışmanın patlak vermesinin bölgesel istikrarı tehlikeye atacağı uyarısında bulunuldu ve krize diplomatik bir çözüm bulunması gerektiği vurgulandı.
Zirvenin Arka Planı ve Katılımcılar
Zirve, son dönemde İran ile ABD ve İsrail arasında artan gerilimin gölgesinde gerçekleşti. Toplantıya Türkiye'nin yanı sıra Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, İspanya, Ürdün ve Katar dışişleri bakanları katıldı. Katılımcı ülkeler, son yıllarda Orta Doğu'da yaşanan istikrarsızlıktan duydukları endişeyi dile getirerek, tüm tarafları itidalli olmaya ve provokasyonlardan kaçınmaya davet etti.
Diplomatik kaynaklara göre, zirvede İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetleri ele alındı. Ancak asıl odak noktası, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik olası askeri müdahalesiydi. Katılımcı bakanlar, askeri bir çözümün bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracağını ve küresel ekonomiye ciddi zarar vereceğini belirtti. Zirve sonunda yapılan açıklamada, "İran'a yönelik her türlü askeri müdahale, Orta Doğu'da yeni bir savaşın kapısını aralayacaktır. Diplomatik kanalların açık tutulması ve diyalog, tek çıkış yoludur" ifadelerine yer verildi.
Toplantıda ayrıca, İran ile Batılı ülkeler arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın canlandırılması için yeni bir girişim başlatılması önerildi. Avrupalı bakanlar, anlaşmanın yeniden müzakere edilmesi yerine mevcut çerçevenin korunması gerektiğini savundu. İran'ın anlaşma kapsamındaki taahhütlerine dönmesi karşılığında yaptırımların kademeli olarak kaldırılması fikri tartışıldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İstanbul zirvesi, son aylarda artan İran-İsrail geriliminin bir yansıması olarak görülüyor. İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası bir saldırı hazırlığında olduğuna dair istihbarat raporları, uluslararası alanda endişe yaratmıştı. ABD yönetimi ise İran'a karşı 'maksimum baskı' politikasını sürdürürken, askeri seçeneği masada tuttuğunu defalarca dile getirdi.
Zirve, aynı zamanda Avrupa'nın Orta Doğu'daki etkisini artırma çabası olarak da yorumlanıyor. Avrupa ülkeleri, ABD'nin bölgeden kısmen çekilmesi ve Rusya'nın etkisini artırması karşısında daha aktif bir diplomasi izlemek istiyor. İstanbul'un ev sahipliği yapması ise Türkiye'nin bölgesel bir arabulucu olarak rolünü pekiştirme isteğini gösteriyor.
Uzmanlar, zirvenin somut bir sonuç üretmekten uzak olduğunu, ancak diplomasiye alan açılması açısından önemli olduğunu belirtiyor. Uluslararası Kriz Grubu'ndan bir analist, "Bu zirve, askeri bir çatışmayı önleme konusunda uluslararası toplumun ortak iradesini göstermesi bakımından değerli. Ancak ABD ve İsrail'in bu çağrılara ne kadar kulak vereceği belirsiz" değerlendirmesinde bulundu.
İran tarafından henüz resmi bir açıklama gelmezken, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, zirveyi 'olumlu bir adım' olarak nitelendirdi ancak ABD'nin yaptırımları kaldırması gerektiğini vurguladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenen zirve, Ankara'nın Orta Doğu'da artan rolünü ve diplomatik arabuluculuk kapasitesini göstermesi açısından kritik. İran ile komşu olan ve son yıllarda bölgesel aktörlerle dengeli ilişkiler yürüten Türkiye, olası bir İran-İsrail çatışmasının doğrudan güvenlik ve ekonomi riski taşıdığını biliyor. Enerji ithalatında İran'ın payı ve sınır güvenliği, Ankara'nın çatışmadan kaçınma çabalarını açıklıyor. Ayrıca zirve, Türkiye'nin Batı ile İran arasında köprü rolünü pekiştirme ve ABD'nin bölgesel politikalarına karşı çok taraflı bir denge oluşturma arayışının parçası. Zirvenin somut bir mekanizma üretmemesi ise Türkiye'nin diplomatik girişimlerinin sınırlarını gösteriyor.