Avrupa Birliği'nin dış politikasının yürütülmesinde yetki ve koordinasyon sorunları, Brüksel'deki kurumlar arasında bir güç savaşına dönüştü. Avrupa Komisyonu, Avrupa Konseyi ve Avrupa Dış Eylem Servisi (EEAS) arasındaki bu turfanda mücadelesi, Birliğin küresel sahnede etkili bir aktör olma hedefini baltalıyor. Özellikle Rusya'ya yönelik yaptırımlar ve Çin ile ilişkiler gibi kritik konularda yaşanan yetki karmaşası, AB'nin dış politika tutarlılığını zayıflatıyor.
Kurumsal Rekabetin Arka Planı
Lizbon Antlaşması ile oluşturulan EEAS, AB'nin dış politika şefi olarak tasarlandı ancak uygulamada Komisyon ve üye ülkelerle sürekli bir yetki çatışması içinde. Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, dış ticaret ve iklim diplomasisi gibi alanlarda giderek daha fazla inisiyatif alırken, Konsey'de üye ülkeler kendi ulusal çıkarlarını ön planda tutuyor. Bu durum, özellikle Ukrayna savaşı sonrası Rusya'ya uygulanan yaptırım paketlerinde kendini gösterdi. Brüksel'deki diplomatik kaynaklara göre, her yeni yaptırım turunda kurumlar arası müzakereler haftalarca sürüyor ve nihai metinler genellikle en düşük ortak paydaya indirgeniyor.
AB'nin Çin stratejisi de benzer bir kafa karışıklığı yansıtıyor. Komisyon 'de-risking' politikasını savunurken, bazı üye ülkeler Pekin ile ticari ilişkilerini bozmak istemiyor. EEAS ise insan hakları ve güvenlik endişelerini gündeme taşımaya çalışıyor ancak etkisi sınırlı kalıyor. Bu yetki karmaşası, AB'nin Çin gibi büyük güçler karşısında tek sesle konuşmasını engelliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
AB içindeki bu kurumsal çatışma, Birliğin küresel etkisini doğrudan etkiliyor. Özellikle Orta Doğu ve Afrika'da AB'nin girişimleri, farklı kurumların birbiriyle yarışan projeleri nedeniyle sıklıkla zayıflıyor. Örneğin, Sahel bölgesindeki güvenlik misyonları, Komisyon'un kalkınma yardımları ile EEAS'ın askeri eğitim programları arasındaki koordinasyon eksikliği yüzünden tam potansiyeline ulaşamıyor. Batı Balkanlar'daki genişleme süreci de benzer bir şekilde, üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları ve kurumlar arası yetki tartışmaları nedeniyle yavaşlıyor. Birçok analist, AB'nin 'stratejik özerklik' hedefinin bu iç çekişmeler yüzünden gerçekçi olmadığını savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin dış politika yapımındaki bu kurumsal kriz, Türkiye-AB ilişkileri açısından önemli sonuçlar doğuruyor. AB'nin Türkiye'ye yönelik politikaları, Komisyon'un genişleme perspektifi ile Konsey'in güvenlik odaklı yaklaşımı arasında sıkışıp kalıyor. Özellikle Doğu Akdeniz ve göç konularında AB'nin net bir tutum alamaması, Türkiye'nin elini güçlendiriyor. Ancak bu belirsizlik, aynı zamanda AB ile diyaloğu da zorlaştırıyor. Türkiye'nin AB üyeliği perspektifi, bu iç çatışmalar nedeniyle daha da belirsiz hale gelirken, Türk diplomasisi AB ile ilişkilerinde kurumlar arası farklılıkları dikkate alan çok boyutlu bir strateji izlemek zorunda kalıyor. Küresel düzeyde ise AB'nin bu zayıflığı, Türkiye gibi bölgesel güçlerin manevra alanını genişletiyor.