ABD'de tarım dışı istihdam verilerinin beklentilerin altında kalmasının ardından açıklanan işgücüne katılım oranı, Covid-19 salgını dönemi hariç son 50 yılın en düşük seviyesine geriledi. Yüzde 62,4'e düşen oran, iş arayanların önemli bir bölümünün iş bulma ümidini kaybettiğini ve işgücü piyasasından çekildiğini gösteriyor. Bu gelişme, işsizlik oranındaki düşüşü de gölgede bıraktı; zira işsizlik oranındaki iyileşme, daha fazla kişinin istihdama katılmasından değil, iş aramaktan vazgeçenlerin sayısındaki artıştan kaynaklandı. Uzmanlar, bu durumun ekonominin toparlanma hızına ilişkin soru işaretlerini artırdığını belirtiyor.
İşgücüne Katılım Oranındaki Düşüşün Arkasındaki Dinamikler
ABD Çalışma Bakanlığı'nın son raporuna göre, Mayıs ayında işgücüne katılım oranı bir önceki aya göre 0,1 puan azalarak yüzde 62,4 oldu. Bu oran, Covid-19 pandemisinin zirve yaptığı Nisan 2020'deki yüzde 60,2'lik seviyeden daha yüksek olsa da, 1970'lerden bu yana (pandemi dönemi hariç) en düşük seviye olarak kayıtlara geçti. Raporda, işsizlik oranının yüzde 3,9'dan yüzde 3,7'ye gerilediği ancak bu düşüşün temel nedeninin iş aramaktan vazgeçenlerin sayısındaki artış olduğu vurgulandı. İşgücüne katılım oranı, çalışan veya aktif olarak iş arayan nüfusun toplam çalışma çağındaki nüfusa oranını ifade ediyor. Oranın düşmesi, ekonomik büyüme potansiyeli ve işgücü piyasasının sağlığı açısından olumsuz bir işaret olarak kabul ediliyor.
Ekonomistler, işgücüne katılım oranındaki bu düşüşü, erken emeklilik, salgın sırasında biriken tasarruflarla iş aramayı erteleyenler ve beceri uyumsuzluğu gibi faktörlere bağlıyor. Özellikle düşük ücretli sektörlerdeki çalışanlar, pandemi sonrası değişen iş koşulları nedeniyle işgücüne geri dönmekte isteksiz davranıyor. Ayrıca, çocuk bakımı ve yaşlı bakımı gibi sorumluluklar da özellikle kadınların işgücüne katılımını olumsuz etkiliyor. Bu durum, işverenlerin eleman bulmakta giderek zorlanmasına ve ücretlerin yükselmesine yol açarken, enflasyonist baskıları da artırıyor.
Küresel Ekonomi İçin Uyarı Sinyalleri
ABD'deki bu gelişme, gelişmiş ekonomilerin işgücü piyasalarında ortak bir sorun haline gelen 'işgücüne katılım darboğazı'nın bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Avrupa Birliği ve Japonya gibi diğer büyük ekonomilerde de benzer eğilimler gözlemleniyor. Salgın sonrası ekonomik toparlanma, talep patlaması yaşanmasına rağmen arz cephesindeki işgücü kısıtı nedeniyle sekteye uğrayabilir. Bu durum, merkez bankalarının faiz artırım kararlarını da etkiliyor; Fed'in istihdam hedefi olan 'maksimum istihdam' tanımı, işgücüne katılım oranı dikkate alındığında daha da uzaklaşıyor. Analistler, işgücü piyasasındaki bu yapısal daralmanın, enflasyonu kontrol altına almada zorluk yaratabileceği ve küresel büyüme üzerinde risk oluşturabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD işgücü piyasasındaki bu gelişme, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler için dolaylı ancak önemli etkiler barındırıyor. ABD'de işgücüne katılımın düşmesi ücret enflasyonunu körükleyerek Fed'in faiz artırımını uzun süre yüksek tutmasına yol açabilir; bu durum Türkiye'nin dış finansman maliyetini artıracak ve sermaye çıkışlarına neden olabilecektir. Ayrıca küresel talebin ABD kaynaklı zayıflaması, Türkiye'nin ihracatını olumsuz etkileyebilir. Öte yandan Türkiye'nin kendi işgücü piyasasında da benzer sorunlar yaşanıyor: kadınların işgücüne katılım oranı OECD ortalamasının oldukça altında, kayıt dışı istihdam yaygın. Bu nedenle, ABD'deki gelişmeler Türkiye'ye yapısal reformların gerekliliğini hatırlatıyor.