Londra merkezli Hind Rajab Vakfı, Filistinli tutuklulara yönelik işkence ve kötü muamele iddiaları nedeniyle İsrailli sağlık yetkilileri hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) resmi başvuruda bulundu. İsrail basınında cumartesi günü yer alan haberlere göre, başvuru İsrail Tabipler Birliği ile Sağlık Bakanlığı yetkililerini hedef alıyor. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre, vakıf, İsrail'in Filistinli tutuklulara yönelik sistematik işkence uygulamalarında sağlık personelinin rolüne dikkat çekiyor.
Başvurunun Arka Planı ve Hedefleri
Hind Rajab Vakfı, adını Gazze Şeridi'nde ailesiyle birlikte öldürülen 6 yaşındaki Filistinli kız çocuğu Hind Rajab'dan alıyor. Vakıf, İsrail'in Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerini belgelemek ve uluslararası hukuk önünde hesap sorulmasını sağlamak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Bu kapsamda UCM'ye sunulan şikayet, İsrail'in sağlık sisteminin işkence ve kötü muameledeki sorumluluğunu ortaya koymayı amaçlıyor.
Şikayet dilekçesinde, İsrail Tabipler Birliği'nin ve Sağlık Bakanlığı'nın, tutuklulara yönelik işkence uygulamalarını görmezden geldiği, hatta bu uygulamalara dolaylı olarak destek verdiği öne sürülüyor. Vakıf, sağlık personelinin, yaralı tutukluların tedavisini geciktirerek veya tıbbi raporları tahrif ederek işkenceyi gizlediğini iddia ediyor. Bu iddialar, Filistinli tutukluların maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik baskıların belgelenmesi açısından önem taşıyor.
İsrail yönetimi ise bugüne kadar uluslararası kuruluşların bu tür suçlamalarını reddediyor ve sağlık sisteminin uluslararası standartlara uygun çalıştığını savunuyor. Ancak bağımsız insan hakları örgütleri, İsrail hapishanelerinde Filistinli tutuklulara yönelik sistematik işkence raporlarını yıllardır dile getiriyor. Son dönemde Gazze'deki savaş sırasında gözaltına alınan Filistinlilerin sayısındaki artış, bu iddiaları daha da gündeme taşıdı.
Uluslararası Hukuk ve Bölgesel Boyut
UCM, 2002'de kurulduğundan bu yana savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçları gibi ağır ihlalleri yargılama yetkisine sahip. İsrail, UCM'nin yargı yetkisini kabul etmiyor; ancak Filistin, 2015'te Roma Statüsü'ne taraf olarak Mahkeme'nin Filistin topraklarındaki suçlar üzerinde yargı yetkisi olduğunu kabul etmişti. Bu nedenle UCM savcılığı, Filistin topraklarında işlenen suçlarla ilgili soruşturma başlatabilir.
Hind Rajab Vakfı'nın başvurusu, UCM savcılığının halihazırda yürüttüğü Filistin soruşturmasına yeni bir boyut ekliyor. Daha önce İsrail askerleri ve yetkilileri hakkında benzer suçlamalar yapılmış olsa da, sağlık personelinin doğrudan hedef alınması, işkence fiilinin kurumsal sorumluluğuna işaret etmesi bakımından dikkat çekici. Vakıf, topladığı tanık ifadeleri, tıbbi raporlar ve görgü tanıklarının anlatımlarıyla iddialarını somutlaştırmaya çalışıyor.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutuklulara yönelik kötü muameleyi defalarca raporladı. Ancak İsrail yargısı, bu tür suçlamaları genellikle soruşturmaya değer bulmuyor ve askerlere yönelik cezasızlık kültürü eleştiriliyor. Bu nedenle UCM'ye yapılan başvuru, uluslararası adalet arayışında bir umut kapısı olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bilinen bir ülke olarak, UCM'deki bu tür girişimleri yakından takip ediyor. Ankara, İsrail'in Filistinlilere yönelik ihlallerinin uluslararası yargı mekanizmalarında hesap vermesi gerektiğini savunuyor. UCM'nin İsrail yetkilileri hakkında soruşturma başlatması, Türkiye'nin uluslararası hukuk zemininde yürüttüğü diplomasiye destek sağlayabilir. Ayrıca Türkiye, bölgesel istikrarın ancak Filistin sorununun adil bir çözüme kavuşmasıyla mümkün olacağını vurguluyor. Bu gelişme, Türkiye'nin insan hakları ve uluslararası hukuk vurgusunu güçlendirebilir; ancak somut bir yaptırım veya yargı kararı çıkmadıkça etkisi sınırlı kalacaktır.