ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsrail'in artık Washington'da 'America First' politikasının bir istisnası olarak görülmediği bir dönemin simgesi haline geldi. Vance’in İsrail yanlısı söylemlerine rağmen, yönetimin izlediği politika, Tel Aviv ile geleneksel özel ilişkinin aşındığını gösteriyor. Bu değişim, yalnızca Vance'in kişisel tutumundan değil, ABD’nin küresel önceliklerindeki köklü dönüşümden kaynaklanıyor.
Gelişmenin arka planı
JD Vance, Ohio senatörüyken İsrail’e verdiği güçlü destekle tanınıyordu. Ancak başkan yardımcısı olduktan sonra, özellikle Gazze savaşı sırasında, yönetiminin İsrail’e yönelik eleştirilerini artırdığı gözlemlendi. Vance, İsrail’in askeri operasyonlarında aşırı güç kullandığını ima eden açıklamalar yaparken, aynı zamanda Filistinli sivillerin korunması çağrısında bulundu. Bu tutum, geleneksel olarak İsrail’i koşulsuz destekleyen ABD politikasından bir sapma olarak değerlendirildi.
Beyaz Saray’daki kaynaklar, Vance’in pozisyonunun Başkan Donald Trump’ın genel dış politika vizyonuyla uyumlu olduğunu belirtiyor. Trump yönetimi, ‘America First’ doktrini çerçevesinde, müttefiklerden daha fazla sorumluluk almalarını bekliyor. İsrail de bu kapsamda, ABD’nin sınırsız desteğine güvenemeyeceğini anlamış durumda. Vance, Kongre’deki konuşmalarında sık sık ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığının maliyetine vurgu yaparak, İsrail’in kendi güvenliğine daha fazla yatırım yapması gerektiğini ima ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Vance’in İsrail’e yönelik mesafeli tutumu, sadece ikili ilişkileri değil, bölgesel dengeleri de etkiliyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, ABD’nin İsrail’e olan bağlılığının azaldığını görerek kendi dış politikalarını yeniden şekillendiriyor. Özellikle Suudi Arabistan, İsrail ile normalleşme sürecini hızlandırmak yerine, Çin ve Rusya ile daha yakın ilişkiler kurmaya yöneldi. Bu durum, ABD’nin Ortadoğu’daki nüfuzunu zayıflatırken, İsrail’i stratejik olarak daha yalnız bırakıyor.
Avrupa Birliği de ABD’nin bu yeni tutumunu memnuniyetle karşılıyor. Brüksel, uzun süredir İsrail’in işgal politikalarını eleştirirken, Washington’un daha dengeli bir yaklaşım benimsemesini destekliyor. Vance’in Avrupalı mevkidaşlarıyla yaptığı görüşmelerde, İsrail-Filistin sorununa iki devletli çözüm vurgusu yapması, AB’nin pozisyonuyla örtüşüyor. Bu uyum, transatlantik ilişkilerde nadir görülen bir mutabakat alanı yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin son dönemde İsrail ile yaşadığı gerginlikler bağlamında önemli bir fırsat penceresi açabilir. ABD’nin İsrail’e koşulsuz desteğinin azalması, Ankara’nın Filistin davasına verdiği desteği uluslararası platformlarda daha güçlü bir şekilde dile getirmesine olanak tanıyabilir. Ayrıca, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji politikaları ve Kıbrıs meselesinde ABD’nin daha dengeli bir tutum sergilemesi beklenebilir. Ancak Vance’in pozisyonu, İsrail’in Türkiye’ye yönelik askeri operasyonlarını doğrudan etkilemeyeceği için, somut bir politika değişikliği beklemek için erken. Yine de, ABD’nin Ortadoğu’daki angajmanının azalması, Türkiye’nin bölgesel aktör olarak manevra alanını genişletebilir.