İsrail ordusu, işgal altındaki Batı Şeria'nın çeşitli bölgelerinde düzenlediği baskın ve yıkım operasyonlarını aralıksız sürdürüyor. Son olarak Nablus, Cenin ve El-Halil kentlerinde gerçekleştirilen operasyonlarda onlarca Filistinli gözaltına alınırken, çok sayıda ev ve tarım yapısı buldozerlerle yerle bir edildi. İsrail güçlerinin bu eylemleri, bölgedeki tansiyonu daha da yükseltirken, uluslararası toplumdan gelen tepkiler de giderek artıyor.
Operasyonların arka planı: Artan baskınlar ve yıkımlar
İsrail ordusunun Batı Şeria'da düzenlediği baskınlar, özellikle son aylarda belirgin şekilde artış gösterdi. Ordu, özellikle gece saatlerinde gerçekleştirdiği operasyonlarla Filistinli sivillerin evlerine baskın düzenliyor, arama yapıyor ve çok sayıda kişiyi gözaltına alıyor. Gözaltına alınanların çoğunun genç Filistinliler olduğu ve 'güvenlik gerekçesiyle' alıkonuldukları belirtiliyor.
Yıkım operasyonları ise daha çok 'ruhsatsız yapı' iddiasıyla gerçekleştiriliyor. Ancak Filistinli yetkililer ve insan hakları örgütleri, bu yıkımların asıl amacının Filistinlilerin yaşam alanlarını daraltmak ve yerleşimci faaliyetlerini genişletmek olduğunu vurguluyor. Özellikle Yeruşalim çevresindeki C bölgesinde ve Doğu Kudüs'te yıkımlar yoğunlaşıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, bu yılın başından bu yana Batı Şeria'da 600'den fazla Filistinli yapısı yıkıldı ve bu durum binlerce kişinin yerinden edilmesine yol açtı.
İsrail güçlerinin operasyonları sırasında yaşanan çatışmalarda ise çok sayıda Filistinli hayatını kaybetti. Filistin Sağlık Bakanlığı'na göre, son iki hafta içinde düzenlenen baskınlarda en az 12 Filistinli öldürüldü, yüzlerce kişi de yaralandı. Ölenler arasında sivillerin de bulunması, uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.
Bölgesel ve küresel boyut: Uluslararası toplumdan tepkiler
İsrail'in Batı Şeria'daki bu eylemleri, uluslararası toplumun sert tepkisini çekiyor. Birleşmiş Milletler, İsrail'i uluslararası hukuku ihlal etmekle suçluyor ve yıkım politikalarına derhal son vermesi çağrısında bulunuyor. Avrupa Birliği de yaptığı açıklamada, İsrail'in yerleşim faaliyetlerinin ve yıkımlarının iki devletli çözümü imkânsız hale getirdiğini vurguladı.
ABD yönetimi ise bu konuda daha temkinli bir tutum sergiliyor. Ancak Kongre'deki bazı Demokrat üyeler, İsrail hükümetine yönelik askeri yardımın, işgal politikalarına devam etmesi halinde gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor. Öte yandan, Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi bölgesel örgütler, İsrail'in bu eylemlerini kınayan ortak bildiriler yayımladı.
Uzmanlar, Batı Şeria'daki bu gelişmelerin, Gazze'deki savaşın gölgesinde daha az görünür olduğuna dikkat çekiyor. Ancak durumun her geçen gün daha da kötüleştiğini ve bölgesel bir çatışmaya dönüşme riskinin yüksek olduğunu belirtiyorlar. Özellikle Ramazan ayının yaklaşmasıyla birlikte, Mescid-i Aksa çevresinde yaşanabilecek gerginliklerin, tüm bölgeyi etkileyebilecek yeni bir krize yol açabileceği ifade ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği tarihsel destek kapsamında, İsrail'in Batı Şeria'daki baskın ve yıkım operasyonlarını yakından takip ediyor. Ankara, bu eylemlerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve iki devletli çözümü baltaladığını savunuyor. Türkiye'nin bu tutumu, hem bölgesel nüfuzunu artırma hem de İslam dünyasındaki liderlik rolünü pekiştirme çabalarıyla örtüşüyor. Filistin topraklarındaki istikrarsızlık, doğrudan Türkiye'nin güvenliğini etkilemese de, Orta Doğu'daki genel istikrarı tehdit ediyor ve Ankara'nın bölgedeki diplomatik girişimlerini zorlaştırıyor. Türkiye'nin, Birleşmiş Milletler nezdinde yaptığı çağrılar ve insani yardım faaliyetleri, bu süreçteki aktif rolünü gösteriyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin, İsrail'e yönelik daha sert açıklamalarda bulunması ve Filistinli gruplar arasındaki uzlaşıyı desteklemesi bekleniyor.