İsrail'de görev yapan Filistinli sağlık çalışanları, son dönemde artan güvenlik baskıları, ayrımcı uygulamalar ve yasal engeller nedeniyle mesleklerini icra etmekte giderek daha fazla zorluk yaşıyor. Orta Doğu Gözlem sitesinde yayımlanan analize göre, bu çalışanlar hem İsrail sağlık sisteminin önemli bir parçası hem de Filistin toplumu ile İsrail arasında bir köprü konumunda. Ancak 7 Ekim 2023 sonrası artan gerilim, onları hedef haline getirdi; gözaltılar, işten çıkarmalar ve seyahat kısıtlamaları gibi uygulamalarla karşı karşıya kaldılar.
Artan Gözaltılar ve Yasal Baskılar
Analizde, Filistinli sağlık çalışanlarının özellikle Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da İsrail güçleri tarafından sık sık gözaltına alındığı, sorgulandığı ve hatta bazılarının idari gözaltına alındığı belirtiliyor. Bu durum, sağlık hizmetlerinin aksamasına yol açarken, çalışanların psikolojik olarak da yıpranmasına neden oluyor. Ayrıca, İsrail'in 2024'te kabul ettiği bazı yasal düzenlemeler, hastanelerde çalışan Filistinlilerin 'güvenlik riski' oluşturduğu gerekçesiyle işten çıkarılmalarını kolaylaştırıyor. Bu durum, sağlık sisteminde ciddi bir iş gücü kaybına yol açıyor ve özellikle Doğu Kudüs hastanelerinde hasta bakımını olumsuz etkiliyor.
Uzmanlar, bu baskıların yalnızca bireysel vakalarla sınırlı olmadığını, sistematik bir ayrımcılığın parçası olduğunu vurguluyor. Filistinli sağlık çalışanları, İsrail vatandaşı Arap hemşire ve doktorlara kıyasla daha fazla denetime tabi tutuluyor; özellikle sınır geçişlerinde uzun beklemeler ve izinlerin keyfi iptalleri mesleki faaliyetlerini ciddi şekilde kısıtlıyor. Bu durum, İsrail sağlık sisteminin bu çalışanlara olan bağımlılığını gözler önüne sererken, aynı zamanda bu bağımlılığın bir güç unsuru olarak kullanıldığını gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, sadece İsrail-Filistin çatışmasının bir yansıması değil, aynı zamanda uluslararası insan hakları hukuku açısından da ciddi bir endişe kaynağıdır. Sağlık çalışanlarının tarafsızlığı ve korunması, Cenevre Sözleşmeleri ve Dünya Sağlık Örgütü kararlarıyla güvence altına alınmıştır. Ancak İsrail'in uygulamaları, bu uluslararası normları ihlal etmekte ve sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlayarak Filistin toplumunu daha da kırılgan hale getirmektedir. Özellikle Gazze'deki sağlık sisteminin çöküşü dikkate alındığında, Filistinli sağlık çalışanlarının maruz kaldığı baskılar, bölgede insani durumun daha da kötüleşmesine katkıda bulunmaktadır.
Küresel ölçekte ise, bu tür uygulamalar, uluslararası toplumun İsrail'e yönelik eleştirilerini artırmakta ve Birleşmiş Milletler gibi kuruluşlarda Filistin davasını güçlendirmektedir. Öte yandan, İsrail hükümeti bu uygulamaları güvenlik gerekçeleriyle savunmakta ve 'terörle mücadele' söylemiyle meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Ancak insan hakları örgütleri, Filistinli sağlık çalışanlarının toplu olarak hedef alınmasının orantısız ve ayrımcı olduğunu belirtmektedir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek ve bölgesel istikrar arayışı açısından önem taşıyor. Türkiye, tarihsel olarak Filistin halkının yanında yer almış ve insani yardımlarını sürdürmektedir. Filistinli sağlık çalışanlarına yönelik baskılar, Türk kamuoyunda da tepkiyle karşılanmakta ve Ankara'nın İsrail'e yönelik eleştirilerini güçlendirmektedir. Ayrıca, bu durum bölgede insani krizin derinleşmesine işaret ettiğinden, Türkiye'nin insani diplomasi anlayışıyla çelişen bir gelişme olarak öne çıkıyor. Türkiye'nin, uluslararası platformlarda sağlık çalışanlarının korunması için daha güçlü bir ses vermesi ve Filistin'deki insani durumun iyileştirilmesi için girişimlerde bulunması beklenir.