İsrail güçleri, Batı Şeria'daki Nablus kenti yakınlarında Filistinli toplulukları kuşatan aşırılık yanlısı Yahudi yerleşimcilere karşı Perşembe günü harekete geçti. Bu hamle, ABD'nin Tel Aviv Büyükelçisi'nin yerleşimci şiddetini kınayan alışılmadık derecede sert açıklamalarının ardından geldi. Ancak aynı gün İsrail, Batı Şeria'nın başka bir bölgesinde yeni bir büyük yerleşim yerinin açılışını yaparak iki yüzlü bir tablo sergiledi. İsrail ordusu, Nablus yakınlarındaki yerleşimcilerin Pazar gününden bu yana Filistinli köyleri ablukaya alması üzerine bölgeye askeri birlik sevk ettiğini doğruladı. Bu adım, İsrail hükümetinin aşırılık yanlısı gruplar üzerindeki kontrolünü gösterme çabası olarak yorumlanıyor.
Gelişmenin arka planı: Yerleşimci şiddeti ve ABD baskısı
Söz konusu kuşatma, Batı Şeria'da son haftalarda artan yerleşimci saldırılarının bir parçası. Nablus'un güneyindeki Huwwara ve çevre köylerde yaşayan Filistinliler, yerleşimcilerin yolları kapatması, tarım arazilerine erişimi engellemesi ve psikolojik baskı uygulaması nedeniyle zor günler geçiriyor. İsrail ordusu, bölgede güvenliği sağlamak amacıyla asker konuşlandırdığını ve kuşatmanın kaldırılması için müdahale ettiğini açıkladı. Ancak bu müdahalenin ne kadar etkili olacağı ve kalıcı bir çözüm getirip getirmeyeceği belirsizliğini koruyor.
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Tom Nides, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, 'Yerleşimcilerin Filistinli sivillere yönelik şiddetini ve köylerini kuşatmalarını şiddetle kınıyorum. Bu tür eylemler kabul edilemez ve her iki tarafın da güvenliğini baltalamaktadır.' ifadelerini kullandı. Nides'in bu çıkışı, Washington yönetiminin İsrail hükümetine yönelik son dönemde artan eleştirel tutumunun bir yansıması olarak değerlendiriliyor. ABD yönetimi, özellikle Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerinin genişlemesi ve yerleşimci şiddetinin artması konusunda Tel Aviv'e sık sık uyarılarda bulunuyor, ancak bu uyarılar çoğu zaman sembolik düzeyde kalıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Yerleşim politikaları ve uluslararası hukuk
İsrail'in Perşembe günü Batı Şeria'nın kuzeyindeki bir bölgede yeni bir yerleşim biriminin açılışını yapması, kuşatma krizine gölge düşürdü. Söz konusu yerleşim, İsrail hükümetinin onayladığı ve uluslararası toplumun büyük ölçüde kınadığı yeni konut projelerinden biri olarak öne çıkıyor. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da yerleşim faaliyetlerini genişletmesini uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendiriyor. 1967'den bu yana süren işgal altındaki topraklarda inşa edilen yerleşimler, iki devletli çözümün önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor. Filistin yönetimi, yerleşimci şiddetini ve yerleşim genişlemesini 'etnik temizlik' olarak nitelendirerek uluslararası topluma acil müdahale çağrısında bulunuyor.
İsrail ordusunun kendi yerleşimcilerine karşı nadir görülen bu müdahalesi, İsrail iç siyasetinde de tartışmalara yol açtı. Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümetinde aşırı sağcı partilerin güçlü etkisi bulunuyor. Bu partiler, yerleşimci hareketin destekçisi konumunda ve orduya yönelik eleştirilere sert tepki gösteriyor. Savunma Bakanı Yoav Gallant, ordunun 'herkes için güvenliği sağlama' görevini yerine getirdiğini belirterek müdahaleyi savundu. Ancak bu açıklamalar, yerleşimci grupların tepkisini çekti ve bazı yerleşimciler orduyu 'hainlikle' suçladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği diplomatik desteğin ve bölgesel istikrar arayışının bir kez daha önemini ortaya koyuyor. Türkiye, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerini uluslararası hukuka aykırı bularak kınıyor ve iki devletli çözümü savunuyor. Ankara'nın, İsrail ile son yıllarda normalleşme adımlarına rağmen Filistin hakları konusundaki tutumu net. Bu tür olaylar, Türkiye'nin İslam İşbirliği Teşkilatı ve diğer platformlardaki girişimleriyle Filistinlilere yönelik uluslararası dayanışmayı güçlendirme çabalarını haklı çıkarıyor. Ayrıca, bölgedeki istikrarsızlığın sürmesi, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını da yakından ilgilendiriyor; zira Filistin sorunundaki çözümsüzlük, Orta Doğu'da radikalleşmeyi besleyen bir faktör olmaya devam ediyor.