İran'a yönelik son askeri saldırılar, ABD'nin eski Başkanı Donald Trump'ın imzaladığı nükleer anlaşmanın ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Taraflar, bir yandan sınırlı çaplı çatışmalar yaşarken diğer yandan yarım kalmış diplomatik girişimlerle uğraşıyor. Bu döngü, hem bölgesel istikrarı tehdit ediyor hem de uluslararası toplumun arabuluculuk çabalarını boşa çıkarıyor. İsrail'in İran'ın askeri tesislerine düzenlediği yeni hava saldırıları, 2015 nükleer anlaşmasından ABD'nin tek taraflı çekilmesinin ardından başlayan gerilim tırmanışının son halkası olarak değerlendiriliyor.
Trump Anlaşması ve Sonrasında Yaşananlar
Trump'ın 2018'de anlaşmadan çekilmesi ve İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikası, Tahran yönetimini nükleer programını hızlandırmaya itti. İran, 2023'ten bu yana uranyum zenginleştirme kapasitesini artırarak uluslararası denetçilerin kaygılarını büyüttü. 'Trump anlaşması' olarak adlandırılan süreç aslında hiçbir zaman tam anlamıyla hayata geçmedi; bu nedenle taraflar arasında güven ortamı oluşamadı.
Son saldırılar, İran'ın İsfahan'daki nükleer tesislerine ve Şiraz'daki askeri üslerine yönelik olarak gerçekleştirildi. İranlı yetkililer, saldırılarda önemli bir hasar olmadığını ancak kayıpların yaşandığını açıkladı. İsrail ise saldırıların, İran'ın İsrail'e yönelik tehditlerine misilleme olduğunu duyurdu. Bu gelişmeler, bölgede yeni bir savaşın eşiğinde olunduğu yorumlarını beraberinde getirdi.
Diplomasinin Kısır Döngüsü ve Bölgesel Etkiler
Analistler, tarafların birbirleriyle müzakere masasına oturmak yerine askeri caydırıcılığa güvendiğine dikkat çekiyor. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Trump'ın politikalarını tamamen terk etmemekle birlikte yeniden müzakere sinyalleri vermişti. Ancak İran'ın talepleri ile ABD'nin koşulları arasındaki uçurum, diplomasiye alan bırakmıyor.
Bu çatışmalı ortam, Körfez ülkeleri başta olmak üzere bölge ekonomilerini doğrudan etkiliyor. Petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, küresel piyasaları tedirgin ederken; İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditleri, enerji ticaretinin güvenliğini riske atıyor. Ayrıca İran'ın bölgedeki vekil güçleri (Hizbullah, Husiler) aracılığıyla da yanıt vermesi olasılığı, Ortadoğu'da çok cepheli bir çatışma riskini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin komşusu İran'la olan ekonomik ve siyasi ilişkilerini doğrudan ilgilendiriyor. Ankara, Tahran yönetimiyle enerji ve ticaret anlaşmaları yürütüyor; olası bir savaş, Türkiye'nin güneydoğu sınırında güvenlik riski oluşturabilir. Ayrıca Türkiye, İran'a yönelik yaptırımlara katılmıyor ve bölgesel istikrarın korunmasından yana bir tutum sergiliyor. Bu nedenle Türk dış politikası, tarafları diyalog masasına çekmeye çalışırken, Rusya'nın da dahil olduğu Astana süreci gibi mekanizmaları kullanarak gerilimi düşürmeyi hedefliyor.