Uluslararası hukuk, İsrail'in Filistin topraklarında işlediği iddia edilen suçları belgeleyen avukatlar için giderek daha tehlikeli bir alan haline geliyor. İnsan hakları örgütleri ve bağımsız hukukçular tarafından toplanan kanıtlar artarken, bu belgeleri hazırlayan ve mahkemelere taşıyan avukatlar sistematik taciz, tehdit ve fiziksel saldırılara maruz kalıyor. Özellikle Batı Şeria ve Gazze'de faaliyet gösteren hukuk büroları, İsrail yönetiminin baskılarına rağmen çalışmalarını sürdürüyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) soruşturmaları için kritik öneme sahip bu tanıklıklar, hukukçular için ağır bir bedel anlamına geliyor.
Gelişmenin arka planı: Kanıtların toplanması ve hukuki süreç
Filistinli ve uluslararası insan hakları avukatları, 7 Ekim 2023 sonrası yoğunlaşan çatışmaların ardından İsrail ordusunun sivillere yönelik saldırılarını, yerleşim yerlerinin genişletilmesini ve Filistinli mahkumlara yönelik muameleyi belgeliyor. Bu çerçevede, Al-Haq, Adalah ve Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşların hukuk ekipleri, bombalanan hastanelerden, okullara, sivil altyapıya kadar geniş bir yelpazede delil topluyor. Ancak bu çalışmalar, İsrail makamlarının engellemeleriyle karşılaşıyor. Avukatlar, sık sık gözaltına alınma, seyahat yasakları ve dijital tacizle karşı karşıya kalıyor. Örneğin, Ramallah merkezli bir hukuk bürosunun başkanı Gehad Hussein, geçtiğimiz yıl içinde üç kez gözaltına alındığını ve ofisinin baskına uğradığını belirtiyor.
UCM'nin 2021'de başlattığı soruşturma, şimdiye kadar ertelenmiş olsa da, hukukçuların topladığı belgeler mahkemenin önünde önemli bir kanıt havuzu oluşturuyor. Özellikle, İsrail vatandaşı avukatların da dahil olduğu gruplar, Filistinlilerin yaşadığı yerinden edilme ve mülksüzleştirmeyi uluslararası platformlara taşımayı hedefliyor. Bu süreçte, avukatların maruz kaldığı baskı, uluslararası toplumun tepkisini çekiyor ancak somut bir koruma mekanizması henüz oluşturulabilmiş değil.
Bölgesel ve küresel boyut: Hukukun üstünlüğüne darbe
İsrail-Filistin çatışmasında hukuk mücadelesi, yalnızca bölgesel değil, küresel hukuk düzeni açısından da bir sınav niteliği taşıyor. Avukatların hedef alınması, ifade özgürlüğü ve adalete erişim gibi temel hakları zedeliyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nin raporları, İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirtirken, ABD ve Avrupa Birliği'nin tutumu ise daha temkinli. Özellikle ABD'nin İsrail'e yönelik askeri ve diplomatik desteği, hukukçuların çalışmalarını uluslararası alanda zora sokuyor. Bu durum, uluslararası hukukun evrensel uygulanabilirliği konusunda ciddi soruları beraberinde getiriyor. Hukukçular, yalnızca İsrail'in değil, aynı zamanda diğer ülkelerin de benzer baskılarla karşılaştığına dikkat çekiyor ve uluslararası toplumun tutarlı bir duruş sergilemesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği geleneksel destekle bölgede belirleyici bir aktör konumunda. Bu haber, Türkiye'nin uluslararası hukuk ve insan hakları savunuculuğunu ne ölçüde etkili bir şekilde sürdürebileceği sorusunu gündeme getiriyor. Ankara'nın, BM nezdinde ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda Filistinli hukukçulara destek vermesi, Türkiye'nin bölgesel liderlik iddiası açısından önemli. Ancak, Türkiye'nin kendi hukuk sistemindeki insan hakları tartışmaları, uluslararası arenada bu konudaki inandırıcılığını zedeleyebilir. Yine de, Türkiye'nin Filistinli avukatlara yönelik baskıları kınaması ve diplomatik girişimleri, Ankara'nın küresel bir hukuk savunucusu olarak konumlanmasına katkı sağlayabilir.