İngiltere, Fransa ve Kanada'nın da aralarında bulunduğu 12 ülke, Batı Şeria'daki yasa dışı İsrail yerleşimlerine yönelik yeni ticaret kısıtlamaları getiren ortak bir açıklama yayımladı. Açıklama, iki devletli çözüme olan bağlılığı yinelemekle birlikte, uygulamada büyük ölçüde sembolik kalacak ve somut sonuç doğurmayacak gibi görünüyor. Kısıtlamaların kapsamı ve yaptırım gücü, İsrail'in yerleşim faaliyetlerini durdurma konusundaki isteksizliği karşısında sınırlı kalıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Uluslararası hukuka göre yasa dışı olan İsrail yerleşimleri, Batı Şeria'da on yıllardır genişlemeye devam ediyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, yerleşimleri uluslararası hukukun ihlali olarak tanımlıyor ve tüm devletlere bu yerleşimlerle ticari ilişkilerden kaçınma çağrısı yapıyor. Ancak bugüne kadar bu çağrılar büyük ölçüde kağıt üzerinde kaldı. ABD yönetimi, İsrail'in en büyük müttefiki olarak, yerleşimlerin meşruiyetini sorgulasa da, İsrail'e yönelik yaptırım çağrılarına mesafeli duruyor. Avrupa ülkeleri ise zaman zaman yerleşim ürünlerine yönelik etiketleme kuralları getirmekle yetindi; fakat bu adımlar ticaret hacmini ciddi şekilde etkilemedi.
Yeni ortak açıklama, 12 ülkenin diplomatik koordinasyonunu göstermesi açısından dikkate değer. İngiltere, Fransa ve Kanada'nın yanı sıra Avustralya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, İrlanda, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, İspanya, İsveç ve İsviçre gibi ülkelerin de sürece dahil olduğu belirtiliyor. Bu ülkeler, yerleşimlerden gelen ürünlere yönelik tüketici etiketlemesi, kamu ihalelerinden dışlama veya finansal kuruluşlara yönelik uyarılar gibi önlemleri tartışıyor. Ancak alınan kararların bağlayıcılığı yok; her ülke kendi iç hukukuna göre hareket edecek ve yaptırımların kapsamı ülkeden ülkeye değişebilecek.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail yerleşimleri, Batı Şeria'da 400.000'den fazla Yahudi yerleşimciyi barındırıyor ve bu sayı her yıl artıyor. Yerleşimler, Filistinlilerin yaşadığı bölgelerdeki arazi ve kaynakları gasbediyor, iki devletli çözümün fizibilitesini giderek azaltıyor. Filistin yönetimi, uluslararası toplumun daha sert adımlar atması gerektiğini savunuyor. Ancak ABD'nin İsrail'e verdiği koşulsuz destek ve İsrail'in bölgedeki güçlü konumu, Batılı ülkelerin ticaret kısıtlamalarını etkisiz kılıyor. Uzmanlar, bu tür girişimlerin İsrail'i masaya getirmek için yeterli baskı yaratmadığını, aksine İsrail'in daha da izole olduğunu ve yerleşim faaliyetlerini hızlandırdığını belirtiyor.
12 ülkenin ortak açıklaması, sembolik bir jest olarak değerlendiriliyor. Ticaret kısıtlamalarının İsrail ekonomisi üzerindeki etkisi sınırlı; İsrail'in en büyük ticaret ortakları ABD, Çin ve AB içindeki bazı ülkeler. Yerleşim ürünlerinin toplam ticaret içindeki payı ise oldukça düşük. Dolayısıyla bu adım, daha çok iç politik baskılara yanıt verme ve uluslararası hukuka bağlılığı gösterme amacı taşıyor. Öte yandan, İsrail yönetimi açıklamayı 'ayrımcı' ve 'anti-semitik' olarak nitelendirdi ve misilleme tehdidinde bulundu.
Avrupa Birliği içinde de benzer adımlar tartışılıyor; ancak AB'nin ortak karar alması için 27 üyenin onayı gerekiyor ve bu süreç yavaş ilerliyor. Fransa ve İngiltere gibi ülkeler, AB dışında hareket ederek daha hızlı sonuç almayı hedefliyor. Yine de uluslararası hukuk açısından, yerleşimlerin yasa dışı olduğu BM kararlarıyla sabit; fakat yaptırım mekanizmaları eksik. Bu durum, uluslararası sistemin etkisizliğini gözler önüne seriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail yerleşimlerini uluslararası hukuka aykırı olarak tanımlıyor ve Filistin davasını güçlü şekilde destekliyor. Ancak Türkiye, İsrail ile ticari ilişkilerini kesmiş değil; 2023'te iki ülke arasındaki ticaret hacmi 6 milyar doları aştı. Bu nedenle Batılı ülkelerin sembolik kısıtlamaları, Türkiye'nin pozisyonunu doğrudan etkilemiyor. Yine de Türkiye, uluslararası toplumun yerleşimlere karşı daha somut adımlar atmasını savunuyor. Öte yandan, Türkiye'nin İsrail ile enerji ve ticaret iş birliğini sürdürmesi, Batılı müttefikleriyle arasında ikilem yaratıyor. Bölgesel istikrar açısından, bu tür kısıtlamaların İsrail'i geri adım atmaya zorlaması düşük olasılık; ancak Filistin yönetimine verilen siyasi destek açısından önem arz ediyor.