İsrail ordusu ve silahlı yerleşimciler, Batı Şeria'nın farklı bölgelerinde Filistinli topluluklara yönelik saldırılarını kesintisiz biçimde sürdürüyor. Son 24 saat içinde özellikle Nablus, Cenin ve El-Halil çevresindeki kasabalarda yaşanan baskınlarda, Filistinlilere ait evler, tarım arazileri ve araçlar hedef alındı. Görgü tanıklarının aktardığına göre, yerleşimciler askeri koruma altında zeytin ağaçlarını kesti, bazı evlere ve iş yerlerine molotof kokteyli ile saldırdı. Filistin Kızılayı ekipleri, çıkan çatışmalarda çok sayıda kişinin yaralandığını, bazı kişilerin gözaltına alındığını bildirdi.
Saldırıların arka planı
Son haftalarda Batı Şeria'da tırmanan şiddet, İsrail-Filistin çatışmasının yeni bir aşamaya girdiğine işaret ediyor. İsrail ordusu, 'terörle mücadele' adı altında düzenlediği gece baskınlarında sık sık sivil yerleşimlere giriyor; evleri arayıp yıkıyor ve çok sayıda Filistinliyi gözaltına alıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, bu yıl Batı Şeria'da İsrail askerleri ve yerleşimcilerin saldırılarında 100'den fazla Filistinli yaşamını yitirdi. Bu rakam, 2005'ten bu yana kaydedilen en yüksek yıllık ölüm sayısı olarak öne çıkıyor.
Yerleşimci şiddeti ise uluslararası hukuka açıkça aykırı olmasına rağmen, İsrail makamları çoğu zaman bu saldırılara müdahale etmiyor ya da failleri yargılamıyor. İnsan hakları örgütleri, bu durumun yerleşimcileri daha da cesaretlendirdiğini ve Filistinlilerin günlük yaşamlarını sürdürmesini giderek zorlaştırdığını vurguluyor. Örneğin, Masafer Yatta bölgesinde yaşayan Bedevi topluluklar, yerleşimcilerin ve ordunun baskısı nedeniyle topraklarını terk etmek zorunda kalıyor. Bu tür zorla yerinden etme vakaları, uluslararası toplumun tepkisini çekiyor ancak somut bir yaptırım getirmiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Batı Şeria'daki bu şiddet dalgası, bölgesel istikrarsızlığı derinleştiriyor. Arap ülkeleri ve Türkiye, İsrail'in bu politikalarını kınarken, ABD yönetimi yalnızca sözlü uyarılarla yetiniyor. Öte yandan, İsrail'de sağcı hükümet, yerleşimci hareketine açık destek veriyor. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, yakın zamanda yaptığı açıklamada yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılarını 'meşru savunma' olarak nitelendirdi. Bu açıklama, uluslararası toplumda geniş yankı buldu ve İsrail hükümetinin bu şiddet karşısındaki tutumunu gözler önüne serdi.
Filistin yönetimi ise bu saldırılara karşı etkili bir mekanizma geliştiremiyor. Ramallah'taki yönetimin güvenlik güçleri, yerleşimci saldırılarını engellemekte yetersiz kalırken, Filistinliler arasında da bu duruma karşı artan bir öfke ve hayal kırıklığı mevcut. Hamas'ın çağrıları ise daha da radikal bir direnişi teşvik ediyor. Bu kısır döngü, iki devletli çözüm umutlarını her geçen gün daha da zayıflatıyor. Avrupa Birliği yetkilileri, uluslararası toplumun bu konudaki eylemsizliğinin ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Batı Şeria'daki şiddetin tırmanması, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından yakından izlenmesi gereken bir gelişme. Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasına verdiği desteği vurgulayarak İsrail'i uluslararası hukuku ihlal etmekle suçluyor. Bu durum, Ankara ile Tel Aviv arasındaki ilişkilerde yeni bir gerginlik yaratma potansiyeli taşıyor. Özellikle Doğu Kudüs ve Mescid-i Aksa'ya yönelik olası saldırılar, Türkiye'nin İslam dünyasındaki liderlik rolünü yeniden öne çıkaracaktır. Türkiye'nin, Filistinli sivillerin korunmasına yönelik uluslararası girişimlerde aktif rol alması beklenirken, bu durum iç kamuoyunda da hükümetin 'mazlum milletlerin yanında' söylemini güçlendirmesi açısından önem taşıyor.