İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Batı Şeria'nın Kuşra köyünde Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik düzenlediği saldırıları sert bir dille kınayarak, bu eylemleri 'suç niteliğinde şiddet eylemleri' olarak nitelendirdi. Netanyahu'nun açıklaması, bölgede tırmanan gerilimin ortasında, İsrail hükümetinin yerleşimci şiddetine karşı tutumunu netleştirmesi açısından önem taşıyor. Saldırılar, uluslararası toplumun yanı sıra İsrail içinde de geniş yankı uyandırdı.
Kuşra'daki saldırıların arka planı
Kuşra, Nablus'un güneyinde yer alan ve yaklaşık 1.200 Filistinlinin yaşadığı küçük bir köy. Son haftalarda bölgede, İsrail ordusunun göz yumduğu veya yetersiz müdahale ettiği yerleşimci saldırılarında artış yaşanıyor. Saldırganların, Filistinlilere ait evleri, araçları ve tarım arazilerini ateşe verdiği, bazı durumlarda silah kullanarak can güvenliğini tehdit ettiği bildiriliyor.
Netanyahu'nun kınaması, bu tür saldırıların İsrail'in uluslararası itibarına verdiği zararı gözler önüne seriyor. Başbakan, açıklamasında 'Bu eylemler, İsrail hukukuna ve Yahudi değerlerine aykırıdır. Devlet, suçluları adalet önüne çıkaracaktır' ifadelerini kullandı. Ancak Filistinli yetkililer ve insan hakları örgütleri, İsrail hükümetinin söylemleriyle eylemlerinin çeliştiğini, yerleşimcilere yönelik sistematik bir yasal takibatın yapılmadığını savunuyor.
Bölgede görev yapan BM gözlemcileri de saldırıların ardından köyde incelemelerde bulundu. Raporda, onlarca Filistinlinin yaralandığı ve büyük maddi hasarın oluştuğu belirtildi. Ayrıca, bazı hanelerin geçici olarak yerlerinden edildiği ifade ediliyor.
Bölgesel ve uluslararası boyut
Yerleşimci şiddeti, İsrail-Filistin çatışmasının en hassas başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Uluslararası toplum, yerleşimlerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve iki devletli çözümün önündeki en büyük engellerden biri olduğunu vurguluyor. ABD yönetimi de son dönemde artan şiddet olaylarına ilişkin endişelerini dile getiriyor.
Kuşra'daki saldırılar, Netanyahu'nun koalisyon hükümetindeki aşırı sağcı partilerin yerleşimci gruplara verdiği desteği de yeniden gündeme taşıdı. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in, yerleşimci hareketin önde gelen isimleri arasında yer alması, İsrail hükümetinin bu konudaki tutumunun ne kadar karmaşık olduğunu ortaya koyuyor. Netanyahu'nun kınaması, bir yandan uluslararası baskıyı hafifletmeye çalışırken, diğer yandan koalisyon ortaklarının tepkisini çekme riskini de taşıyor.
Olayların yaşandığı bölgede, Filistin halkıyla dayanışma gösterisi yapan İsrailli aktivistler, 'Yerleşimci terörüne son' sloganları attı. Bu gösteriler, İsrail toplumunun bir kesiminin yerleşimci şiddetine karşı duyarlılığını gösteriyor.
Orta Doğu'daki genel tablo göz önüne alındığında, yerleşimci şiddetinin tırmanması, bölgesel bir çatışmaya dönüşme riskini de beraberinde getiriyor. Özellikle İran'ın bölgedeki vekil güçleriyle yaşanan gerilim, Batı Şeria'daki durumun daha da hassas hale gelmesine neden oluyor. Uzmanlar, İsrail'in bu tür eylemleri engellemediği sürece, bölgede kalıcı bir barışın sağlanmasının zor olacağını ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki gelişmelere olan duyarlılığı biliniyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçmişte yerleşimci şiddetini ve İsrail'in yerleşim politikalarını sert dille eleştirmişti. Bu tür olaylar, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği güçlendirmekte ve Ankara'nın bölgedeki insani krizlere karşı yürüttüğü politikaları meşrulaştırmaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin BM platformlarında ve İslam İşbirliği Teşkilatı'nda (İİT) Filistin halkının yanında yer alması, bu tür şiddet olaylarının artmasıyla birlikte daha da önem kazanıyor. Ancak Türkiye'nin İsrail ile son dönemde normalleşme çabaları göz önüne alındığında, yerleşimci şiddeti konusu Ankara ile Tel Aviv arasındaki diyaloğu zorlaştırabilecek bir faktör olarak öne çıkıyor. Bu dengeyi korumak, Türk dış politikasının önümüzdeki dönemdeki zorlu sınavlarından biri olacaktır.