İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ülkesinin uluslararası izolasyona karşı kendi kendine yeterli bir askeri güç haline gelmesi gerektiğini savunarak 'Süper Sparta' hedefini ortaya koydu. Ancak bu hedef, İsrail'in ABD ile olan 'özel ilişkisinin' daha da derinleşmesine yol açıyor. Netanyahu'nun açıklaması, artan uluslararası baskı ve silah tedarikindeki kısıtlamalara yanıt olarak sunuldu. Gerçekte ise İsrail, ABD'nin askeri yardımına ve teknolojik desteğine her zamankinden daha bağımlı hale geliyor.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail, kuruluşundan bu yana savunma ihtiyaçlarının önemli bir kısmını ABD'den karşılıyor. Yıllık 3,8 milyar dolarlık askeri yardım, İsrail'in savunma bütçesinin yaklaşık yüzde 20'sini oluşturuyor. Netanyahu'nun 'Süper Sparta' söylemi, aslında İsrail'in kendi başına ayakta kalabileceği bir ordu yaratma hayalini yansıtsa da, gerçekler farklı. İsrail, Demir Kubbe gibi kritik savunma sistemlerinin yapımında ABD teknolojisine ve finansmanına muhtaç. Ayrıca, son yıllarda artan uluslararası eleştiriler ve bazı ülkelerin silah ambargosu tehditleri, İsrail'i daha da ABD'ye yakınlaştırıyor. Washington, İsrail'in güvenliğini kendi stratejik çıkarlarının bir parçası olarak görüyor ve bu bağımlılık ilişkisi karşılıklı bir bağımlılığa dönüşüyor.
İsrail'in 'Süper Sparta' hedefi, sadece askeri değil, aynı zamanda ekonomik ve teknolojik bir bağımsızlık iddiasını içeriyor. Ancak İsrail ekonomisi, yüksek teknoloji ihracatı ve savunma sanayii ile ayakta duruyor. Bu sektörlerin ham maddesi ve pazarı büyük ölçüde Batı'ya, özellikle ABD'ye bağlı. Son dönemde İsrail, insansız hava araçları, siber güvenlik ve istihbarat alanında kendi kapasitesini artırsa da, en gelişmiş savaş uçakları ve füze savunma sistemleri için hala ABD'ye bağımlı. Örneğin, F-35 savaş uçakları ABD yapımı ve İsrail'in hava üstünlüğünün temelini oluşturuyor. Bu uçakların bakımı ve yazılım güncellemeleri bile ABD'nin kontrolünde.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in artan izolasyonu, sadece Ortadoğu'da değil, küresel ölçekte de yankı buluyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) İsrail aleyhine yürüttüğü soruşturmalar ve bazı Avrupa ülkelerinin Filistin'i tanıma kararları, İsrail'i köşeye sıkıştırıyor. Bu durum, İsrail'in ABD'ye olan bağımlılığını daha da artırıyor. ABD ise, İsrail'e verdiği destekle Ortadoğu'daki stratejik çıkarlarını korumayı hedefliyor. Ancak bu destek, ABD içinde de tartışmalara yol açıyor; özellikle genç nesil ve sol kanat, İsrail'e koşulsuz desteğin sorgulanmasını istiyor.
Bölgesel olarak, İsrail'in 'Süper Sparta' hedefi, komşu ülkelerde güvenlik ikilemine yol açabilir. Mısır, Ürdün ve Körfez ülkeleri, İsrail'in askeri üstünlüğünden endişe duyuyor. Ancak aynı zamanda ABD'nin garantörlüğünde İsrail ile ilişkilerini normalleştirme süreci devam ediyor. İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde atılan adımlar, İsrail'in bölgesel entegrasyonunu artırsa da, Filistin sorunu çözülmeden kalıcı bir barış zor görünüyor. İsrail'in askeri bağımsızlık söylemi, aslında ABD'nin bölgedeki varlığını meşrulaştırmaya hizmet ediyor. ABD, İsrail üzerinden Ortadoğu'da güç projeksiyonu yapıyor ve İran'a karşı bir denge unsuru olarak İsrail'i kullanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in ABD'ye askeri bağımlılığının derinleşmesi, Türkiye'nin bölgesel güvenlik hesaplarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, İsrail'in askeri üstünlüğünü ve ABD'nin koşulsuz desteğini, Doğu Akdeniz ve Suriye gibi kritik alanlarda bir tehdit olarak algılıyor. ABD'nin İsrail'e verdiği destek, Türkiye'nin kendi savunma sanayii hamlelerini ve Rusya'dan S-400 alımını da etkiliyor; zira Türkiye, Batı'dan yeterli desteği göremediği için alternatif arayışlara yöneliyor. Öte yandan, İsrail'in izolasyonu ve ABD'ye bağımlılığı, Türkiye'nin bölgede arabuluculuk rolünü güçlendirebilir. Ancak Türkiye-İsrail ilişkileri inişli çıkışlı seyrediyor; son dönemde yaşanan krizler, iki ülke arasındaki işbirliği potansiyelini sınırlıyor. Türkiye, İsrail'in 'Süper Sparta' söylemini, bölgesel istikrarsızlığı artıracak bir adım olarak görüyor ve Filistin davasına verdiği destekle Arap dünyasında itibar kazanıyor. ABD'nin İsrail'e olan bağımlılığı arttıkça, Türkiye'nin Washington nezdindeki manevra alanı da daralabilir; zira ABD, İsrail'in güvenliğini önceliklendirirken Türkiye'nin hassasiyetlerini göz ardı edebiliyor. Bu durum, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu ve Batı ile ilişkilerini yeniden değerlendirmesine yol açıyor. Sonuç olarak, İsrail'in askeri bağımsızlık arayışı, aslında ABD'ye daha sıkı bağlanmasına neden olurken, Türkiye için hem riskler hem de fırsatlar barındırıyor.