WASHINGTON, 12 Eylül - İran yanlısı Husilerin hızlı saldırısı, militanları Orta Doğu'nun hayati bir su yolunu kontrol edebilecek konuma getirerek, ABD Başkanı Donald Trump için İran ile süren ve yedinci ayına giren savaşta büyük bir yeni sorun yarattı.
Gelişmenin Arka Planı
Yemen'de İran destekli Husi güçleri, son haftalarda hükümet güçlerine karşı yıldırım hızında bir taarruz başlatarak ülkenin kuzeybatısındaki stratejik bölgeleri ele geçirdi. Bu ilerleyiş, Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı'na yaklaşmasına ve Kızıldeniz ile Aden Körfezi arasındaki kritik deniz ticaret yolunu tehdit etmesine olanak tanıdı. Bab el-Mendeb, küresel deniz taşımacılığının yaklaşık yüzde 10'unun geçtiği, Avrupa ile Asya arasındaki en kısa deniz yolu üzerinde bulunuyor.
ABD yönetimi, Husilerin bu stratejik kazanımını endişeyle izliyor. Beyaz Saray yetkilileri, İran'ın bölgedeki vekil güçler aracılığıyla ABD çıkarlarına yönelik tehdidi artırdığını belirtiyor. Trump yönetimi, İran'a yönelik "maksimum baskı" politikasını sürdürürken, Yemen'deki bu yeni durum, Washington'un Orta Doğu'daki askeri ve diplomatik stratejisini yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir.
Husilerin ilerleyişi, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun Yemen'de yıllardır sürdürdüğü operasyonlara rağmen gerçekleşti. Koalisyon güçleri, Husilerin balistik füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla Suudi topraklarını ve Körfez'deki deniz trafiğini hedef almasını engellemekte zorlanıyor. Uzmanlar, Husilerin son kazanımlarının, İran'ın bölgedeki nüfuzunu genişletme çabalarının bir parçası olduğunu değerlendiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Husilerin Bab el-Mendeb'e yaklaşması, yalnızca ABD için değil, bölge ve dünya için de ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu boğaz, günlük yaklaşık 3,5 milyon varil petrol ve milyarlarca dolarlık ticari malın taşındığı bir güzergah. Olası bir kesinti, küresel enerji fiyatlarını yükseltebilir ve tedarik zincirlerini bozabilir.
ABD, Husilerin deniz saldırılarını engellemek için bölgeye ek askeri varlık konuşlandırmayı düşünüyor. Ancak bu, İran ile doğrudan bir çatışma riskini artırabilir. Trump yönetimi, İran'ın nükleer programını durdurma ve bölgedeki vekil grupları sınırlama hedefiyle hareket ediyor. Diğer yandan, İran ile yürütülen dolaylı müzakereler de hassas bir dengede ilerliyor.
Uluslararası toplum, Yemen'deki insani krizi de yakından takip ediyor. BM'ye göre, ülkedeki savaş milyonlarca insanı açlık ve hastalıkla karşı karşıya bıraktı. Husilerin ilerleyişi, zaten kırılgan olan insani durumu daha da kötüleştirebilir. Ayrıca, Yemen'deki çatışmanın uzaması, bölgesel istikrarsızlığı derinleştiriyor ve terör örgütlerinin istismar edebileceği bir boşluk yaratıyor.
ABD'nin stratejik ikilemi, Husilerin askeri kazanımlarını geri püskürtmek için daha fazla asker göndermek ile İran ile tırmanan gerilimi yönetmek arasında sıkışmış durumda. Kongre'deki bazı isimler, Suudi Arabistan'a yönelik silah satışlarının sınırlandırılması ve Yemen savaşına daha fazla müdahil olunmaması yönünde baskı yapıyor. Ancak Husi tehdidinin artması, Washington'un bölgedeki müttefiklerini koruma taahhüdünü test ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki Husi ilerleyişi ve Bab el-Mendeb'de artan istikrarsızlık, Türkiye'nin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki ticari çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türk ihracat ve ithalatının önemli bir kısmı bu su yolundan geçiyor; olası bir aksama, enerji maliyetlerini ve nakliye ücretlerini artırabilir. Ayrıca, bölgedeki gerilim, Türkiye'nin Suudi Arabistan ve BAE ile yürüttüğü normalleşme sürecini zorlaştırabilir. Türkiye, İran ile ABD arasındaki dengeyi korumaya çalışırken, Yemen'deki insani krizin çözümü için diplomatik çabalarını sürdürmeli. Uzun vadede, Kızıldeniz'de istikrar, Türkiye'nin Afrika ve Asya ile ticaretinde kilit rol oynuyor.