İsrail'de 7 Ekim saldırılarının üzerinden üç yıl geçmesine rağmen, toplumun siyasi yelpazesi giderek sağa kayıyor. Son anketler ve seçim sonuçları, İsraillilerin güvenlik odaklı politikalara ve sağcı partilere yöneldiğini gösteriyor. Bu değişim, hem iç politikada hem de dış ilişkilerde önemli sonuçlar doğuruyor.
Gelişmenin Arka Planı
7 Ekim 2023'te Hamas'ın düzenlediği saldırılar, İsrail toplumunda derin bir travma yarattı. Bu saldırılar sonucunda 1.200'den fazla İsrailli hayatını kaybetti ve 240'tan fazla kişi rehin alındı. Olayın ardından İsrail hükümeti Gazze'ye yönelik geniş çaplı bir askeri operasyon başlattı. Bu süreçte, İsrail iç siyasetinde güvenlik konuları daha da ön plana çıktı. Sağcı partiler, güvenlik ve milliyetçilik söylemlerini güçlendirerek seçmen desteğini artırdı. Özellikle Likud partisi ve müttefikleri, sert politikalar izleyecekleri vaadiyle öne çıktı. Ayrıca, sol partilerin Filistin meselesinde daha ılımlı tutum alması, bazı seçmenlerin sağa kaymasına neden oldu. Ekonomik belirsizlikler ve sosyal bölünmeler de bu kayışı hızlandırdı. Son yerel seçimlerde sağ blok önemli kazanımlar elde etti. 2024 yılında yapılan anketler, İsraillilerin %60'ından fazlasının güvenlik politikalarını öncelikli gördüğünü ortaya koydu. Bu durum, siyasi partilerin söylemlerini bu yönde şekillendirmesine yol açtı.
İsrail'deki sağa kayış, sadece seçim sonuçlarıyla sınırlı değil. Medya ve sivil toplumda da milliyetçi söylemler güç kazandı. Sosyal medyada ve geleneksel medyada, sol görüşlere yönelik eleştiriler arttı. Ayrıca, yargı reformu tartışmaları da bu kutuplaşmayı derinleştirdi. Hükümetin yargı üzerindeki etkisini artırma girişimleri, geniş protestolara yol açsa da sağ seçmen nezdinde destek buldu. Bu süreçte, İsrail toplumu daha da kutuplaşarak, siyasi yelpazenin uçlarına savruldu. Uluslararası alanda ise İsrail'in politikaları, bazı Batı ülkeleriyle gerilimlere neden oldu. Özellikle ABD'de yönetim değişikliği ve Avrupa'daki eleştiriler, İsrail'in dış politikasını zorlaştırdı. Buna rağmen, İsrail iç politikada sağa kayışını sürdürdü.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in sağa kayışı, Ortadoğu dengelerini de etkiliyor. İsrail'in sert politikaları, bölgedeki diğer ülkelerle ilişkileri geriyor. Özellikle İran ve Lübnan Hizbullah'ı ile artan gerilim, bölgesel bir çatışma riskini artırıyor. Ayrıca, İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerini hızlandırması, Filistinlilerle çözüm umutlarını azaltıyor. Bu durum, uluslararası toplumda İsrail'e yönelik eleştirileri artırıyor. ABD'nin İsrail'e verdiği destek, bazı ülkeler tarafından sorgulanıyor. Avrupa Birliği ise iki devletli çözüm çağrılarını yineliyor. Ancak İsrail'in sağcı hükümeti, bu çağrılara mesafeli yaklaşıyor. Küresel düzeyde, İsrail-Filistin meselesi yeniden öncelikli bir gündem maddesi haline geldi. Birleşmiş Milletler'de yapılan oylamalarda İsrail aleyhine kararlar artıyor. Bu durum, İsrail'in uluslararası izolasyonunu derinleştirebilir. Öte yandan, bazı Arap ülkeleriyle ilişkilerin normalleşmesi süreci (Abraham Anlaşmaları) sekteye uğradı. Suudi Arabistan ile olası normalleşme görüşmeleri askıya alındı. Bölgesel güç dengeleri, İsrail'in iç siyasetindeki bu kayıştan doğrudan etkileniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in sağa kayışı, Türkiye'nin Ortadoğu politikasını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, uzun süredir Filistin davasını destekliyor ve iki devletli çözümü savunuyor. İsrail'in sertleşen politikaları, Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni gerilimlere yol açabilir. Özellikle Gazze'deki insani kriz ve yerleşim faaliyetleri, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri zorlaştırıyor. Türkiye, bölgesel istikrar için İsrail'e baskı yapılması gerektiğini savunuyor. Ayrıca, İsrail'in sağa kayışı, Doğu Akdeniz'deki enerji işbirliği ve güvenlik dengelerini de etkileyebilir. Türkiye, bu süreçte Filistinlilerin haklarını korumak ve bölgesel barışı tesis etmek için diplomatik girişimlerini sürdürecektir. Ancak İsrail'in iç siyasetindeki bu değişim, Türkiye'nin arabuluculuk çabalarını sınırlayabilir.