Suudi Arabistan öncülüğündeki askeri koalisyon, başkent Riyad'ın kuzeyinde Husiler tarafından atılan bir balistik füzeeyi hava savunma sistemleriyle düşürdüğünü duyurdu. Koalisyon sözcüsü Albay Turki el-Maliki, füzenin sivil yerleşim bölgelerini hedef aldığını ve herhangi bir can kaybı yaşanmadığını belirtti. Saldırı, Yemen'deki iç savaşın Suudi Arabistan topraklarına taşan yönünü bir kez daha gözler önüne serdi.
Olayın Arka Planı ve Husilerin Füze Kapasitesi
Husiler, 2015 yılından bu yana Suudi Arabistan'ın çeşitli kentlerine yüzlerce balistik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısı düzenledi. Riyad yönetimi, bu saldırıları İran'ın bölgesel yayılmacı politikasının bir uzantısı olarak görüyor ve Tahran'ı Husilere silah desteği sağlamakla suçluyor. İran ise suçlamaları reddediyor. Son olayda kullanılan füzenin türü henüz netleşmedi; ancak uzmanlar, Husilerin elindeki balistik füzelerin menzilinin 1.000 kilometreyi aşabildiğini ve Riyad'ı vurabilecek kapasitede olduğunu belirtiyor. Suudi hava savunma sistemleri, son yıllarda bu tür saldırıları büyük ölçüde engellese de zaman zaman füze parçaları yerleşim alanlarına düşerek maddi hasara yol açabiliyor.
Koalisyon güçleri, füzenin düşürülmesinin ardından Yemen'in başkenti Sanaa ve çevresindeki Husi hedeflerine yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı. Yerel kaynaklara göre, Sanaa'nın güneyindeki bir askeri üs ve füze depolama alanı vuruldu. Husiler ise saldırıda sivillerin hedef alındığını öne sürerek uluslararası toplumu göreve çağırdı. Birleşmiş Milletler, Yemen'deki insani krizin derinleşmesinden endişe duyduğunu yineledi; ülkedeki iç savaşta şu ana kadar on binlerce sivil hayatını kaybetti ve milyonlarca kişi yerinden edildi.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Bu son füze saldırısı, Yemen savaşının sadece Suudi Arabistan ile Husiler arasında bir çatışma olmadığını, aynı zamanda İran ile Suudi Arabistan arasındaki vekalet savaşının bir cephesi olduğunu gösteriyor. ABD, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Körfez ülkeleri de koalisyonu destekliyor. Öte yandan, Husilerin son dönemde İsrail'e yönelik saldırıları ve Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik tehditleri, bölgesel gerilimi daha da artırmış durumda. Uluslararası toplum, Yemen'de kapsamlı bir ateşkes sağlanması için çeşitli girişimlerde bulunsa da taraflar arasındaki güvensizlik nedeniyle kalıcı bir barış sağlanamadı. Suudi Arabistan, son yıllarda Husilerle doğrudan müzakere kanalları açmaya çalışsa da füze saldırıları bu çabaları baltalıyor.
Uzmanlar, Husilerin füze saldırılarını bir pazarlık kozu olarak kullandığını ve Suudi Arabistan'ı Yemen'deki askeri varlığını sonlandırmaya zorlamayı amaçladığını belirtiyor. Ancak Riyad yönetimi, İran'ın bölgedeki etkisini kırmak ve Yemen'de kendine yakın bir hükümet tesis etmek konusunda kararlı görünüyor. Bu durum, önümüzdeki dönemde de benzer saldırıların ve karşılıklı misillemelerin süreceğine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizinde tarafsız bir tutum sergilemeye çalışsa da Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki çatışma, Türk dış politikası ve güvenliği açısından dolaylı etkiler taşıyor. Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'ndaki istikrarsızlık, Türkiye'nin Asya ve Afrika'ya yönelik ticaret yollarını ve enerji güvenliğini tehdit ediyor. Ayrıca, İran ile Suudi Arabistan arasındaki vekalet savaşının derinleşmesi, Türkiye'nin bölgesel denge politikalarını zorlaştırabilir. Ankara, son dönemde Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini normalleştirme çabası içinde. Yemen'deki füze saldırıları, bu normalleşme sürecini ve bölgesel istikrarı olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin, ateşkes ve siyasi çözüm çağrılarını sürdürmesi ve insani yardımlara öncülük etmesi, hem bölgesel itibarını artıracak hem de ticari çıkarlarını koruyacaktır.