İsrail’in Filistin topraklarında yıllardır uyguladığı ‘sessiz ilhak’ politikası, son haftalarda yeni bir boyut kazandı. Gazze Şeridi’nde El Cezire kameramanı Ahmed el-Aşkar’ın öldürülmesi ve Batı Şeria’da iki caminin kundaklanması, İsrailli yetkililerin kontrolü genişletme çabalarının somut yansımaları olarak değerlendiriliyor. Olaylar, uluslararası toplumun tepkisine ve bölgede tansiyonun yeniden yükselmesine neden oldu.
Gazze’de Gazeteci Cinayeti ve Batı Şeria’da Kundaklama
El Cezire televizyonu kameramanı Ahmed el-Aşkar, 12 Şubat 2025’te Gazze’nin güneyindeki Refah kentinde görevi başında vuruldu. El-Aşkar, İsrail ordusunun Gazze’deki operasyonlarını belgelemekteydi. El Cezire, saldırının İsrail güçleri tarafından gerçekleştirildiğini iddia ederken, İsrail ordusu olaya ilişkin soruşturma başlatıldığını açıkladı. Filistinli yetkililer, El-Aşkar’ın öldürülmesini ‘savaş suçu’ olarak nitelendirdi.
Aynı hafta içinde Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarındaki iki cami, kimliği belirsiz kişilerce kundaklandı. Camilerin duvarlarına İbranice ‘Misilleme’ ve ‘Tapınak Dağı’ yazıları yazıldı. Filistin yönetimi olayı ‘Yahudi terörizmi’ olarak tanımlarken, İsrail polisi soruşturma başlattı. Bu tür saldırılar, Batı Şeria’da artan Yahudi yerleşimci şiddetiyle birlikte değerlendirildiğinde, İsrail’in Filistin varlığını sistematik biçimde zayıflatma stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.
‘Sessiz İlhak’ Stratejisinin Yansımaları
İsrailli yetkililer, Batı Şeria’daki yerleşim birimlerini genişletme ve Filistin toprakları üzerinde fiili egemenliği artırma yönünde adımlar atıyor. ‘Sessiz ilhak’ olarak adlandırılan bu politika, uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen, İsrail hükümeti tarafından sistematik biçimde uygulanıyor. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, İsrail’in yerleşim faaliyetlerini kınamakla birlikte, etkili bir yaptırım mekanizması oluşturamıyor. ABD yönetimi ise İsrail’in güvenlik endişelerini anlayışla karşıladığını belirterek, Filistin tarafına şiddete son verme çağrısı yapıyor.
Öte yandan, Filistin yönetimi ve Hamas arasındaki siyasi bölünmüşlük, İsrail’in genişleme politikasına karşı ortak bir direniş cephesi oluşturmayı zorlaştırıyor. Batı Şeria’da Mahmud Abbas liderliğindeki Filistin Yönetimi, İsrail ile güvenlik koordinasyonunu sürdürürken, Gazze’de kontrolü elinde tutan Hamas, silahlı direnişi savunuyor. Bu durum, Filistin davasının uluslararası alanda zayıflamasına ve İsrail’in ilhak politikasının meşruiyet kazanmasına yol açıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail’in Filistin topraklarındaki faaliyetleri, bölgesel dengeleri de etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İsrail’le normalleşme sürecini sürdürmekle birlikte, Filistin sorununun çözümüne yönelik net bir adım atmıyor. İran ise Filistin davasını kullanarak bölgede nüfuzunu artırmaya çalışıyor. Türkiye, Katar ve Malezya gibi ülkeler, İsrail’i sert dille eleştirirken, somut adımlar sınırlı kalıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) İsrail hakkında savaş suçları soruşturması ise siyasi engeller nedeniyle ilerlemiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını tarihsel olarak destekleyen ve İsrail’in ilhak politikalarını kınayan bir ülke olarak öne çıkıyor. Bu gelişmeler, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji politikaları ve bölgesel ittifakları açısından önemli. İsrail’in genişlemeci politikaları, Türkiye’nin Filistin devleti vizyonunu zayıflatırken, Ankara’nın Müslüman Kardeşler ve Hamas ile ilişkileri nedeniyle İsrail ve Mısır ile gerilimi artırma potansiyeli taşıyor. Ayrıca, Türkiye’nin uluslararası platformlarda Filistin’e destek vermesi, Batı’yla ilişkilerinde zaman zaman sürtüşmeye yol açıyor. Ankara’nın bu karmaşık denklemde, hem Filistinlilere yönelik insani yardımı sürdürmesi hem de İsrail’le ekonomik ilişkileri dengelemesi gerekiyor.