İsrail'de 2 Kasım 2022'de yapılan genel seçimlerde, Başbakan Binyamin Netanyahu ve sağcı müttefikleri iktidarda kalmak için mücadele ederken, seçmen katılımı -özellikle İsrailli Araplar arasında- yeni bir zirveye ulaştı. Ülkenin geleceğini belirleyecek olan bu seçimler, İsrail'in iç siyasetinde derin bir kutuplaşmanın yaşandığı bir dönemde gerçekleşti. Seçim sonuçları, İsrail'in Filistin politikaları ve bölgesel ilişkileri açısından da belirleyici olacak.
Seçimlerin Arka Planı ve Katılım Oranları
İsrail'de son dört yılda beşinci kez sandık başına gidilirken, seçmen katılımındaki artış dikkat çekici boyutlara ulaştı. Özellikle İsrailli Arapların yoğun ilgisi, seçim sonuçlarını doğrudan etkileyecek bir faktör olarak öne çıktı. İsrail Merkez Seçim Komitesi'nin verilerine göre, saat 20:00 itibarıyla katılım oranı %66'ya ulaşarak son seçimlere göre önemli bir artış gösterdi. Bu oran, 2021 seçimlerindeki %67'lik katılımın hemen altında olsa da, özellikle Arap toplumunun yoğun yaşadığı bölgelerde katılımın rekor kırdığı bildirildi.
Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi ve müttefikleri, iktidarı korumak için yoğun bir kampanya yürüttü. Ana muhalefet ise Yesh Atid lideri Yair Lapid önderliğinde birleşerek Netanyahu'yu devirmeyi hedefledi. Seçim kampanyası, ekonomik sorunlar, güvenlik ve din-devlet ilişkileri gibi konular etrafında şekillendi. Özellikle yargı reformu tartışmaları ve Netanyahu'nun yargılandığı yolsuzluk davası, seçmen davranışını etkileyen unsurlar arasında yer aldı.
İsrailli Arapların oluşturduğu ortak liste Hadash-Ta'al ve Ra'am partileri, Arap toplumunun temsilini güçlendirmeyi amaçladı. Seçim öncesi yapılan anketler, Arap partilerinin Meclis'te (Knesset) önemli sayıda sandalye kazanabileceğini gösteriyordu. Yüksek katılım, Arap toplumunun siyasi sürece daha fazla dahil olma isteğinin bir göstergesi olarak yorumlandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail seçimleri, sadece ülke iç siyaseti açısından değil, aynı zamanda Ortadoğu'daki dengeler açısından da büyük önem taşıyor. Netanyahu'nun iktidarda kalması durumunda, İsrail'in Filistin meselesine yönelik sert politikalarını sürdürmesi ve Yahudi yerleşim birimlerini genişletmesi bekleniyor. Ayrıca, Netanyahu'nun İran'a karşı agresif tutumu ve Arap ülkeleriyle normalleşme anlaşmalarını (Abraham Accords) derinleştirme çabası, bölgesel gerilimi artırabilir.
Öte yandan, Lapid liderliğindeki bir hükümet, daha ılımlı bir çizgi izleyerek Filistinlilerle müzakere kapısını aralayabilir ve uluslararası toplumla ilişkileri onarabilir. Ancak, İsrail siyasetindeki derin bölünmüşlük ve koalisyon hükümeti kurmanın zorluğu, her iki senaryoda da istikrarsızlık riskini beraberinde getiriyor.
Seçim sonuçları, ABD'nin Ortadoğu politikası ve İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerin geleceği açısından da yakından takip ediliyor. Özellikle Suudi Arabistan ile İsrail arasında olası bir normalleşme anlaşması, bölgesel dinamikleri değiştirebilir. Ayrıca, İsrail'in Gazze'ye yönelik politikaları ve Filistin sorununun çözümü, uluslararası toplumun gündeminde önemli bir yer tutmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'deki seçim sonuçları, Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceği açısından kritik bir önem taşıyor. Netanyahu'nun iktidarda kalması, iki ülke arasındaki ilişkilerin Soğuk Savaş dönemindeki gibi gergin seyretmesine yol açabilir. Öte yandan, daha ılımlı bir hükümetin iş başına gelmesi, Türkiye ile İsrail arasında enerji işbirliği ve ticaret gibi alanlarda olumlu adımlar atılmasına imkân tanıyabilir. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı ve Filistin meselesinde adil bir çözüm konusunda İsrail'in tutumunu yakından izliyor. Ayrıca, İsrail'in bölgesel hamleleri, Türkiye'nin güvenlik algılamalarını ve ittifaklarını etkileyebilir. Bu nedenle, İsrail seçimleri, Türk dış politikası açısından dikkatle takip edilmesi gereken bir süreç olarak öne çıkıyor.