İsrail'de yaklaşan seçimler, Filistinliler için büyük sonuçlar doğuracak ancak Filistinliler bu seçimlerde oy kullanamıyor. İsrail vatandaşı olan Filistinliler oy kullanabilirken, işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde yaşayan Filistinliler seçimlerde söz sahibi olamıyor. Bu durum, Filistinlilerin kendi geleceklerini belirleme konusundaki temel haklarının kısıtlanması olarak görülüyor.
Seçimlerin Arka Planı ve Filistinlilerin Durumu
İsrail'de 1 Kasım 2022'de yapılan son seçimlerin ardından siyasi belirsizlik devam ediyor. Ancak asıl mesele, Filistinlilerin bu süreçteki konumu. İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria'da yaşayan Filistinliler, İsrail vatandaşı olmadıkları için seçimlerde oy kullanamıyor. Aynı şekilde Gazze Şeridi'nde yaşayan Filistinliler de seçimlere katılamıyor. Bu durum, Filistinlilerin çoğunluğunun, kendilerini yöneten hükümeti seçme hakkından mahrum bırakıldığı anlamına geliyor.
İsrail'de yaşayan Filistinli vatandaşlar ise (nüfusun yaklaşık %20'si) oy kullanabiliyor. Ancak onların da siyasi temsiliyeti sınırlı. Filistinli partiler genellikle ana akım siyasette yer almıyor ve koalisyon hükümetlerinde etkili olamıyor. Bu durum, Filistinlilerin İsrail siyasetindeki etkisini azaltıyor.
Uluslararası hukuk açısından, işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilerin seçimlere katılamaması, self-determinasyon hakkının ihlali olarak değerlendiriliyor. Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri, Filistinlilerin siyasi haklarının kısıtlanmasını eleştiriyor. Ancak İsrail, bu toprakları "tartışmalı" olarak nitelendiriyor ve Filistinlilere vatandaşlık vermiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail seçimleri, sadece İsrail iç siyasetini değil, aynı zamanda Orta Doğu barış sürecini de yakından ilgilendiriyor. Filistinlilerin seçimlerde söz sahibi olamaması, iki devletli çözüm umutlarını zayıflatıyor. İsrail'de iktidara gelecek hükümetin Filistin politikası, bölgedeki istikrarı doğrudan etkileyecek. Özellikle yerleşim birimlerinin genişletilmesi, Filistinlilerin topraklarına el konulması gibi konularda atılacak adımlar, uluslararası toplumun tepkisini çekebilir.
ABD'nin Orta Doğu politikası da İsrail seçimlerinden etkilenecek. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, iki devletli çözümü destekliyor ancak İsrail'in yeni hükümetinin bu konudaki tutumu belirsizliğini koruyor. Ayrıca, İsrail'in Arap ülkeleriyle normalleşme anlaşmaları (İbrahim Anlaşmaları) da seçim sonuçlarından etkilenebilir. Filistin sorununun çözümsüz kalması, bölgede istikrarsızlığı artırabilir.
Avrupa Birliği ve diğer uluslararası aktörler de Filistinlilerin seçimlere katılamamasını insan hakları ihlali olarak görüyor. Ancak İsrail'e yönelik yaptırım çağrıları sınırlı kalıyor. Uluslararası toplumun etkisizliği, Filistinlilerin umutsuzluğunu artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bilinen bir ülke olarak, İsrail seçimlerini yakından takip ediyor. Filistinlilerin seçimlerde oy kullanamaması, Türkiye'nin uluslararası platformlarda dile getirdiği Filistinlilerin haklarının korunması gerekliliğini bir kez daha gündeme getiriyor. Türkiye, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme çabalarına devam ederken, Filistin konusundaki hassasiyetini koruyor. İsrail'de kurulacak yeni hükümetin Filistin politikası, Türkiye-İsrail ilişkilerinin seyrini belirleyecek. Ayrıca, Türkiye'nin bölgede artan etkinliği ve arabuluculuk çabaları, Filistin sorununun çözümünde Türkiye'yi kilit bir aktör haline getirebilir. Ancak, İsrail'in seçim sonrası tutumu, Türkiye'nin bölgesel stratejilerini gözden geçirmesine neden olabilir.