İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının üzerinden üç yıl geçti. 70 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti, on binlercesi yaralandı ve yıkım dur durak bilmiyor. On İsrail askeri, savaş boyunca yaşadıkları duyguları, aldıkları emirleri ve sivil kayıpları anlattı. İsrail ordusunda görev yapan askerler, intikam hissiyle hareket ettiklerini ve “gördüğün herkesi vur” emri aldıklarını itiraf etti. Bu itiraflar, Gazze'de yaşanan insani felaketin boyutlarını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Askerlerin itirafları: İntikam ve emirler
İsrail askerleriyle yapılan görüşmelerde, savaşın ilk günlerinden itibaren yoğun bir intikam duygusuyla hareket ettiklerini belirten askerler, komutanların “Gördüğün herkesi vur” şeklinde emirler verdiğini aktardı. Askerler, bu emirlerin sivil kayıpları beraberinde getirdiğini ve “yan hasar” olarak adlandırıldığını söyledi. Bir asker, “Orada kimin sivil kimin militan olduğunu ayırt etmek neredeyse imkânsızdı. Bize sadece ateş etmemiz söylendi” ifadelerini kullandı. Bu itiraflar, uluslararası hukuk açısından ciddi ihlaller olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan, İsrail ordusu bu iddiaları reddediyor ve ordunun uluslararası hukuka uygun hareket ettiğini savunuyor. Ancak askerlerin anlattıkları, sahadaki gerçeğin farklı olduğunu gösteriyor. Görgü tanıkları da benzer şekilde sivil kayıpların yüksek olduğunu ve hastanelerin, okulların hedef alındığını belirtiyor.
Bölgesel ve küresel yansımaları
Gazze'deki savaş, Orta Doğu'da istikrarsızlığı derinleştirirken, küresel kamuoyunda da İsrail'e yönelik eleştiriler artıyor. Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütleri, Gazze'de işlenen olası savaş suçlarına dikkat çekiyor. ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler İsrail'e destek verirken, kamuoyu baskısı nedeniyle politikalarını gözden geçirmek zorunda kalıyor. Türkiye ise en başından beri Filistin halkının yanında yer aldığını vurguluyor ve ateşkes çağrılarını yineliyor. Savaşın uzaması, bölgede yeni çatışmalara ve göç dalgalarına yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki savaş, Türkiye'nin Orta Doğu politikasında belirleyici bir unsur olmayı sürdürüyor. Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bölgesel liderlik iddiasını güçlendirirken, aynı zamanda İsrail ile ilişkilerinde normalleşme sürecini askıya aldı. Savaşın insani boyutu, Türk kamuoyunda hassasiyet oluşturuyor ve hükümete yönelik Filistin yanlısı politikaları destekleyen bir baskı unsuru yaratıyor. Öte yandan, savaşın yarattığı istikrarsızlık, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları açısından risk oluşturuyor. Türkiye, ateşkes ve iki devletli çözüm çağrılarını sürdürerek diplomasi kanallarını açık tutmaya çalışıyor.