İsrail'de 1 Kasım 2022'de yapılan genel seçimler, ülkenin siyasi haritasını yeniden şekillendirirken dini grupların siyasi temsili ve talepleri açısından kritik bir dönemeç olarak öne çıkıyor. Eski Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki Likud partisi ve aşırı sağcı müttefikleri, 120 sandalyeli Knesset'te çoğunluğu elde ederek hükümet kurma yetkisini alabilir. Bu durum, ultra-Ortodoks (Haredi) partilerin ve dindar Siyonist hareketin siyasi ağırlığını artırarak, din ve devlet ilişkilerinde önemli değişiklikleri gündeme getirebilir. Seçim sonuçları, yalnızca İsrail iç siyasetini değil, aynı zamanda bölgesel dinamikleri ve Türkiye-İsrail ilişkilerini de etkileme potansiyeli taşıyor.
Dini Partilerin Yükselişi ve Koalisyon Pazarlıkları
İsrail'deki seçimlerde ultra-Ortodoks partiler Birleşik Tevrat Yahudiliği (UTJ) ve Şas, toplamda 18 sandalye kazanarak önemli bir güç elde etti. Ayrıca aşırı sağcı Dini Siyonizm partisi (Religious Zionism) ve Itamar Ben-Gvir'in liderliğindeki Otzma Yehudit ittifakı, 14 sandalyeyle Meclis'e girdi. Bu partiler, koalisyon hükümetinde yer alarak dini yasaların güçlendirilmesi, askerlik muafiyetlerinin genişletilmesi ve yerleşim faaliyetlerinin artırılması gibi taleplerini masaya yatıracak. Netanyahu'nun koalisyon kurmak için bu partilerle anlaşması, laik kesimlerin tepkisini çekebilir ve toplumsal kutuplaşmayı derinleştirebilir.
Ultra-Ortodoks gruplar, uzun süredir askerlik hizmetinden muafiyet, devlet bütçesinden dini okullara (yeshiva) destek ve hafta sonu toplu taşıma kısıtlamaları gibi konularda taleplerini dile getiriyor. Dini Siyonistler ise Batı Şeria'daki yerleşimlerin genişletilmesi ve Filistinlilere yönelik sert politikaları savunuyor. Bu taleplerin karşılanması, İsrail'in laik-demokratik karakterini sorgulatan bir dönüşüme yol açabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'deki dini partilerin güçlenmesi, Orta Doğu barış süreci ve bölgesel istikrar açısından da sonuçlar doğuracak. Dini Siyonist partilerin yerleşim karşıtı değil, yanlısı politikaları, Filistinlilerle yaşanan gerilimi tırmandırabilir ve iki devletli çözüm ihtimalini zayıflatabilir. Ayrıca, bu partilerin İsrail'in Yahudi kimliğini ön plana çıkaran söylemleri, ülkenin Arap azınlıkla ve komşu ülkelerle ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. ABD ve Avrupa Birliği, İsrail'deki yeni hükümetin yerleşim politikalarını ve dini yasaları yakından izleyecek; olası bir sertleşme, Batı ile İsrail arasında gerilime yol açabilir.
Öte yandan, ultra-Ortodoks toplumun nüfus artışı ve siyasi katılımı, İsrail'in demografik yapısını da değiştiriyor. Haredi nüfusunun önümüzdeki yıllarda daha da artması, uzun vadede İsrail siyasetinde dinin ağırlığını artıracak ve laik kesimlerle dindar kesimler arasındaki dengeyi sarsacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'de dini partilerin yükselişi ve koalisyon pazarlıklarında etkili olması, Türkiye'nin bölgesel politikalarını ve ikili ilişkileri etkileyebilir. Türkiye, Filistin davasını destekleyen tutumuyla, İsrail'deki yerleşim yanlısı ve sertlik yanlısı partilerin güçlenmesini endişeyle karşılayabilir. Ayrıca, İsrail'in dini kimliğini ön plana çıkaran politikaları, Kudüs'ün statüsü ve Mescid-i Aksa'ya yönelik hassasiyetler nedeniyle Türkiye'nin tepkisini çekebilir. Öte yandan, Türkiye-İsrail ilişkilerinde normalleşme süreci devam ederken, yeni hükümetin dış politikası ve yerleşim politikaları, ilişkilerin seyrini belirleyecek. Türkiye, bölgesel istikrar ve Filistin meselesinde duyarlılığını koruyarak, İsrail'in iç siyasi gelişmelerini dikkatle izleyecektir.