İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Gazze Şehri’nde yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı bir çadır kampına düzenlediği hava saldırısında en az 30 kişinin ölümüne, çoğu kadın ve çocuk olmak üzere onlarca kişinin yaralanmasına neden oldu. Saldırı, 7 Ekim 2023’te başlayan çatışmaların ardından İsrail’in yoğun bombardımanı altındaki bölgede insani koşulların her geçen gün daha da kötüleştiği bir dönemde gerçekleşti. Filistin Kızılayı, sağlık ekiplerinin enkaz altında kalanlara ulaşmakta güçlük çektiğini, hastanelerin ise yaralı akınına karşı yetersiz kaldığını bildirdi.
Saldırının Arka Planı ve Gelişmeler
İsrail ordusundan yapılan açıklamada, saldırının “Hamas militanlarının kullandığı bir komuta merkezine” yönelik olduğu belirtilirken, sivil kayıpların “istenmeyen sonuç” olduğu ifade edildi. Ancak olay yerindeki görgü tanıkları, saldırının gece saatlerinde, ailelerin uykuda olduğu bir vakitte gerçekleştiğini ve kampta sivillerden başka kimsenin bulunmadığını aktardı. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) yetkilileri, saldırının ardından bölgeye insani yardım ulaştırmanın neredeyse imkânsız hale geldiğini açıkladı.
Çadır kampı, İsrail’in kara harekâtıyla birlikte evlerini terk etmek zorunda kalan yaklaşık iki bin kişiye ev sahipliği yapıyordu. Bölge sakinleri, temiz su ve gıda kıtlığı çekerken, saldırı sonrası çıkan yangın nedeniyle birçok çadır kullanılamaz hale geldi. Gazze Sağlık Bakanlığı, ölü sayısının artmasından endişe ediyor; enkaz altında hâlâ onlarca kişinin bulunduğu tahmin ediliyor.
Olayın ardından Mısır ve Katar arabuluculuğunda yürütülen ateşkes müzakerelerinde tansiyon yükseldi. Hamas yetkilileri, saldırıyı “soykırım suçu” olarak nitelendirerek müzakere masasından çekilme sinyali verdi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise operasyonların “Hamas tamamen etkisiz hâle getirilene kadar” süreceğini vurguladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu saldırı, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, “sivillerin korunması çağrısını yineleyerek” acil ateşkes talep etti. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, saldırıyı “uluslararası insancıl hukukun açık bir ihlali” olarak değerlendirirken, ABD Dışişleri Bakanlığı olayla ilgili “derin endişe” duyduğunu ancak İsrail’in kendini savunma hakkını tanıdığını açıkladı.
Ortadoğu genelinde ise tepkiler sertti. Suudi Arabistan ve Ürdün Dışişleri Bakanlıkları saldırıyı kınarken, İran destekli gruplar İsrail hedeflerine yönelik misilleme tehdidinde bulundu. Lübnan sınırında Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalarda da artış gözleniyor; analistler, Gazze’deki bu tür olayların bölgesel bir savaşı tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. Öte yandan Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) Güney Afrika’nın İsrail aleyhine açtığı soykırım davası sürerken, son saldırı davayı güçlendiren bir delil olarak sunulabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 7 Ekim’den bu yana İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını sert dille eleştirmekte ve ateşkes çağrıları yapmaktadır. Bu son saldırı, Türkiye’nin İsrail ile zaten gergin olan ilişkilerini daha da karmaşık hâle getirebilir. Ankara, Filistin davasına verdiği siyasi desteği sürdürürken, ekonomik ilişkilerde de bir kopma yaşanabilir. Bölgesel düzeyde ise Türkiye, Mısır ve Katar ile koordinasyon içinde ateşkes çabalarını yoğunlaştırmak isteyecektir. Ayrıca, bu tür olaylar Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji politikalarını ve bölgesel güvenlik dengelerini de etkileyebilecek potansiyele sahiptir.