Birleşmiş Milletler’e bağlı bir kurum ve Lübnanlı bir araştırma merkezinin Pazartesi günü yayımladığı ortak rapora göre, İsrail’in geçtiğimiz haftalarda Lübnan’a yönelik düzenlediği geniş çaplı saldırılarda güneydeki binalarda meydana gelen doğrudan hasarın maliyeti 1,38 milyar doları aştı. Raporda, hasar gören yapıların enkaz hacminin yaklaşık 3,1 milyon metreküp olduğu tahmin ediliyor. Değerlendirme, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Lübnan’daki bağımsız bir araştırma kuruluşu tarafından hazırlandı. Çalışmada, çatışmaların yoğunlaştığı bölgelerdeki konut, ticari alan ve altyapı yapılarındaki fiziksel tahribat detaylandırıldı. Yetkililer, yeniden inşa sürecinin yıllar alabileceğini ve bölgenin ekonomik toparlanmasının uzun vadeli uluslararası destek gerektirdiğini vurguluyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail’in Lübnan’a yönelik son askeri harekatı, sınır ötesi gerilimlerin tırmanmasıyla başladı. İsrail ordusu, Hizbullah’ın roket saldırılarına yanıt olarak güney Lübnan’da hava ve topçu bombardımanı düzenledi. Saldırılar özellikle sivil yerleşim alanlarını vurdu; yüzlerce bina kullanılamaz hale geldi. Raporda, hasarın büyük kısmının başta Nebatiye, Bint Cübeyl ve Sur ilçeleri olmak üzere sınıra yakın bölgelerde yoğunlaştığı belirtildi. Çatışmalar nedeniyle yaklaşık 100 bin kişinin yerinden edildiği tahmin ediliyor. Enkazın büyük bir kısmı çevre sağlığı riskleri oluştururken, enkaz kaldırma ve geri dönüşüm çalışmalarının 18 ay sürebileceği ifade ediliyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi de bölgede insani yardım çağrısı yaparken, BM Lübnan geçici gücü (UNIFIL) ateşkesin korunması için çaba harcıyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu gelişme, Ortadoğu’daki güç dengeleri ve uluslararası güvenlik açısından kritik önem taşıyor. İsrail-Hizbullah çatışması, bölgesel istikrarı tehdit eden en önemli sıcak çatışma alanlarından biri. Saldırıların yol açtığı yıkım, Lübnan’ın zaten kırılgan olan ekonomisini daha da derin bir krize sürüklüyor. Ülke, 2019’dan bu yana süren ağır ekonomik daralma, yüksek işsizlik ve yoksullukla mücadele ediyor. Savaş hasarının onarımı için gereken mali kaynak, Lübnan’ın mevcut bütçesinin çok üzerinde. Bu durum, uluslararası toplumun Lübnan’a yönelik yardım taahhütlerini yeniden gündeme getirebilir. Öte yandan, İsrail’in saldırılarının sivil altyapıyı hedef alması, uluslararası insancıl hukuk açısından sorgulanıyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, taraflara itidal çağrısı yaparken, ABD’nin arabuluculuk çabaları sürüyor. Bölgesel boyutta ise İran destekli Hizbullah’ın yeni bir cephe açması, İsrail ile İran arasındaki gölge savaşın yayılma riskini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin Ortadoğu politikası ve bölgesel güvenlik çıkarları açısından doğrudan önem taşıyor. Türkiye, Lübnan’la tarihi ve kültürel bağlara sahip olup, ülkede yaşayan Türkmen toplumu da bulunuyor. İsrail-Lübnan sınırındaki gerilimin tırmanması, Doğu Akdeniz’deki enerji güvenliğini ve deniz yetki alanları tartışmalarını etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığı ve İran’la ilişkileri bağlamında, Hizbullah’ın rolü Ankara’nın bölgesel denklemlerini doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, BM nezdinde Lübnan’ın toprak bütünlüğünü desteklerken, insani krizin büyümesi halinde sınır güvenliği ve mülteci akınları riskini de göz önünde bulundurmak zorunda. Ankara’nın bu süreçte hem diplomatik girişimlerini hem de insani yardım mekanizmalarını harekete geçirmesi beklenebilir.