İsrail'de siyasi yelpazenin sağ ve sol kanatları arasındaki ayrım, ekonomik politikalar yerine büyük ölçüde Filistin devletinin kurulması ve işgal altındaki topraklar konusundaki pozisyonlarla belirleniyor. Bu durum, ülke siyasetinin son yıllarda yaşadığı dönüşümü anlamak açısından kritik bir önem taşıyor. Geleneksel olarak sol, Filistinlilerle müzakereye ve iki devletli çözüme sıcak bakarken, sağ kanat ise işgali ve yerleşim faaliyetlerini destekliyor. Ancak İsrail toplumunun geçirdiği evrim, bu tanımları da dönüştürmüş durumda.
İsrail siyasetinde sağ-sol ayrımının arka planı
İsrail'in kuruluşundan bu yana, siyasi partiler genellikle İşçi Partisi (Avoda) gibi sol eğilimli oluşumlar etrafında şekillendi. 1948'de devletin kurulmasıyla birlikte, sol partiler ülkenin inşasında merkezi bir rol oynadı. 1967 Altı Gün Savaşı ve sonrasında işgal edilen Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs, sağ-sol ayrımının ana eksenini oluşturdu. Sol, toprakların geri verilmesi karşılığında barışı savunurken, sağ, bu toprakların İsrail'in ayrılmaz parçası olduğunu ileri sürdü.
1993 Oslo Anlaşmaları, solun zirvesi olarak görüldü. İşçi Partisi liderliğindeki hükümet, Filistin Kurtuluş Örgütü ile karşılıklı tanıma ve özerklik konusunda anlaştı. Ancak 2000'deki İkinci İntifada ve ardından gelen şiddet dalgası, İsrail toplumunda güvenlik endişelerini ön plana çıkardı. Bu süreçte sol kanat ciddi bir itibar kaybı yaşadı; birçok İsrailli, barış sürecinin güvenlik getirmediğine inanmaya başladı.
2005'te Ariel Şaron'un Gazze'den tek taraflı çekilme kararı, sağ içinde de bir kırılma yarattı. Bu hamle, sağın bir kısmı tarafından ihanet olarak görülürken, diğer kısmı taktik bir geri çekilme olarak değerlendirdi. 2009'dan itibaren Binyamin Netanyahu'nun uzun süreli başbakanlığı döneminde, sağ blok giderek güçlendi ve işgal karşıtı söylem marjinalleşti.
Günümüzde sağ ve sol: Değişen tanımlar
Bugün İsrail'de "sol" denildiğinde, akla ilk gelen şey ekonomik sol değil, Filistinlilerle barış yanlısı tutum. Ancak bu sol da artık zayıflamış durumda. Meretz ve İşçi Partisi gibi partiler, son seçimlerde baraj altında kalarak Meclis'e giremedi. Buna karşılık, "sağ" kavramı da homojen değil. Netanyahu'nun Likud partisi, daha ılımlı sağ olarak nitelendirilirken, Bezalel Smotrich ve Itamar Ben-Gvir gibi isimlerin liderlik ettiği partiler aşırı sağ olarak tanımlanıyor. Bu partiler, Batı Şeria'nın ilhakını açıkça savunuyor ve Filistin devletine tamamen karşı çıkıyor.
Ekonomik konularda ise İsrail'de sağ-sol ayrımı neredeyse silinmiş durumda. Hem sağ hem sol partiler, serbest piyasa ekonomisini ve yüksek teknoloji sektörünü destekliyor. Sosyal adalet ve gelir eşitsizliği gibi konular, siyasi tartışmaların merkezinde yer almıyor. Bu nedenle, İsrail siyasetini anlamak isteyenler için Filistin meselesi, hala en belirleyici faktör olmayı sürdürüyor.
Son yıllarda yaşanan yargı reformu tartışmaları, sağ-sol ayrımına yeni bir boyut ekledi. 2023'te Netanyahu hükümetinin yargı sisteminde yapmak istediği değişiklikler, geniş protestolara yol açtı. Bu protestolar, kendini sol olarak tanımlamayan kesimlerden de destek gördü. Ancak bu hareket, Filistin meselesiyle doğrudan bağlantılı değildi; daha çok demokrasi ve hukuk devleti ekseninde şekillendi.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail'deki sağ-sol ayrımının Filistin meselesi üzerinden tanımlanması, bölgesel dinamikleri de doğrudan etkiliyor. ABD ve Avrupa ülkeleri, İsrail ile ilişkilerini şekillendirirken genellikle bu ayrımı dikkate alıyor. Örneğin, ABD yönetimleri, İsrail'deki sol partiler iktidardayken barış sürecine daha fazla angaje olurken, sağ hükümetler döneminde yerleşim faaliyetlerini eleştirse de stratejik işbirliğini sürdürüyor. Son dönemde Arap ülkeleriyle imzalanan İbrahim Anlaşmaları, sağ hükümetler döneminde gerçekleşti ve Filistin meselesini bypass eden bir normalleşme sürecini başlattı.
Küresel sol hareketler ise İsrail'deki solun zayıflamasını endişeyle izliyor. Filistin yanlısı söylem, Batı'da özellikle genç nesiller arasında yükselirken, İsrail içindeki solun sessizliği, uluslararası alanda eleştirilere yol açıyor. Bu durum, İsrail'in uluslararası meşruiyetini de etkiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'de sağ ve sol kavramlarının Filistin meselesi üzerinden tanımlanması, Türkiye'nin bölgesel politikaları açısından önemli sonuçlar doğuruyor. Türkiye, uzun süredir Filistin davasını destekliyor ve iki devletli çözümü savunuyor. İsrail'de solun zayıflaması ve aşırı sağın güçlenmesi, Ankara'nın barış sürecine yönelik beklentilerini azaltıyor. Ayrıca, İsrail'in sağ hükümetlerinin yerleşim politikaları, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik girişimlerini zorlaştırıyor. Öte yandan, Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerini normalleştirme çabaları, bu siyasi denklemden bağımsız ilerlemiyor. İsrail siyasetindeki iç dinamikler, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki stratejik hesaplarını doğrudan etkiliyor.