İsrail ordusunun, Batı Şeria'daki Cenin, Tulkarm ve Nur Şems mülteci kamplarında yerinden edilen Filistinlilerin bu aşamada geri dönüşüne izin verilmeyeceğini Yüksek Mahkeme'ye bildirdiği açıklandı. İsrail gazetesi Haaretz'in haberine göre, ordu, kamplarda askeri varlığını sürdürmeyi ve güvenlik operasyonlarını genişletmeyi planlıyor. Bu gelişme, İsrail'in yaklaşık üç hafta önce başlattığı ve binlerce Filistinlinin evlerini terk etmek zorunda kaldığı geniş çaplı askeri harekatın ardından geldi. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Cenin'de 18 bin, Tulkarm'da 14 bin civarında kişi yerinden edildi.
Gelişmenin arka planı: "Demir Duvar" operasyonu ve göç dalgası
İsrail ordusu, 21 Ocak 2025'te Batı Şeria'nın kuzeyindeki Cenin, Tulkarm ve Nur Şems kamplarına yönelik "Demir Duvar" adını verdiği geniş çaplı bir askeri operasyon başlattı. Operasyon; İsrail'e yönelik artan silahlı saldırılara karşılık olarak başlatıldığı belirtilen, kamplardaki militan ağlarına odaklandı. Operasyon kapsamında yüzlerce bina yıkıldı, yollar kazıldı ve altyapı tahrip edildi. Haaretz'in haberine göre, ordu; kamplarda uzun süreli bir askeri varlık planlıyor ve bu nedenle sakinlerin geri dönüşüne izin verilmeyecek. Bu durum, İsrail'in işgal politikasında yeni bir aşamaya işaret ediyor; zira daha önceki operasyonlarda kampların sakinleri genellikle birkaç hafta içinde geri dönebiliyordu.
Haaretz'in aktardığına göre, İsrail ordusu, Yüksek Mahkeme'ye yaptığı açıklamada, kamplara dönüşün "güvenlik koşulları sağlanana kadar" mümkün olmayacağını belirtti. Ordu, kamplarda kapsamlı bir "terörle mücadele" çalışması yürütüldüğünü ve bunun tamamlanmasının aylar alabileceğini ifade etti. Ayrıca, ordunun kamplarda askeri karakollar kurduğu ve bu karakolların kalıcı hale getirilmesinin planlandığı öne sürüldü. Cenin Belediyesi'nden yapılan açıklamada, su ve elektrik şebekelerinin büyük ölçüde tahrip olduğu ve geri dönüş hazırlıklarının aylar sürebileceği belirtildi.
İsrail ordusu sözcülüğünden yapılan yazılı açıklamada ise, "Operasyonların amacı, son aylarda artan terör faaliyetlerini sonlandırmaktır. Güvenlik koşulları oluşana kadar kamplara dönüş konusunda izin verilmeyecektir" denildi. Filistinli yetkililer ise bu durumu "zorla yerinden etme" ve "etnik temizlik" olarak nitelendirdi. Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Redeyne, uluslararası toplumu İsrail'i durdurmaya çağırdı ve "Bu, insanlık suçudur" ifadesini kullandı.
Bölgesel ve küresel etkiler
BM Yakın Doğu Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Cenin, Tulkarm ve Nur Şems kamplarında yaşananlar, 1948'deki Nakba'nın bir tekrarıdır" dedi ve uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırdı. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, "İsrail'in bu eylemleri uluslararası hukuka aykırıdır" şeklinde konuştu ve derhal geri dönüşe izin verilmesini talep etti.
ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada ise İsrail'in kendini savunma hakkına vurgu yapıldı ancak Filistinli sivil kayıpların azaltılması çağrısında bulunuldu. Açıklamada, "İsrail'in güvenlik kaygılarını anlıyoruz ancak kamplardaki sivil halkın korunması da büyük önem taşıyor" ifadelerine yer verildi.
Bu gelişme, 2024 yılında başlayan ve Gazze'deki savaşın Batı Şeria'ya sıçraması olarak görülen geniş çaplı operasyonların bir parçası. İsrail ordusu, 2024 sonlarından itibaren Batı Şeria'da binlerce kişiyi gözaltına aldı ve yüzlerce Filistinliyi öldürdü. Filistinli gruplar ise bu operasyonlara rağmen silahlı mücadeleyi sürdüreceklerini açıkladı. Hamas sözcüsü Ebu Ubeyde, "İşgalciler, Batı Şeria'da ne kadar ilerlerse ilerlesin, direniş asla kırılmayacak" dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasını destekleyen bir ülke olarak öne çıkıyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Kudüs dahil işgal altındaki Filistin topraklarında artan şiddet ve yerinden edilme politikalarına karşı daha güçlü diplomatik inisiyatiflerde bulunmasını gerektirebilir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın daha önce yaptığı "İsrail'i dünyaya şikayet edeceğiz" açıklamaları doğrultusunda, Ankara'nın bu konuyu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu başta olmak üzere uluslararası platformlarda gündeme getirmesi beklenebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Filistinli gruplar arasındaki diyalog çabaları ve insani yardım faaliyetleri de bu yeni göç dalgasıyla birlikte artabilir. Ancak Ankara'nın İsrail'le son dönemde geliştirdiği ticari ve diplomatik ilişkilerin bu gelişmelerden olumsuz etkilenme riski bulunuyor.