ABD ve İsrail'in altı ay önce İran'a yönelik başlattığı askeri harekât, ülkenin dini liderinin öldürülmesi ve oğlunun ağır yaralanmasına rağmen, taraflar arasında maliyetli bir çıkmaza dönüştü. Reuters analisti Samia Nakhoul'un değerlendirmesine göre, İran savaşı artık son aşamasına geldi: ne tam bir zafer ne de kesin bir yenilgi var; ortada ağır bir bedel ödeyen taraflar ve istikrarsız bir bölge var.
Gelişmenin arka planı
Saldırıların başlangıcından bu yana, ABD ve İsrail'in hedefi İran'ın nükleer programını ve devrimci yapısını ortadan kaldırmaktı. Ancak altı ay sonra, İran yönetimi ekonomik yaptırımlar ve iç karışıklıklarla boğuşurken, askeri olarak hâlâ direnişini sürdürüyor. Dini liderin ölümü, ülkede bir güç boşluğu yarattı; oğlu ve halefi olarak öne çıkan ismin sakatlanması ise yönetim kademesinde belirsizliği artırdı.
İran'ın misilleme kapasitesi, bölgedeki vekil güçleri aracılığıyla hâlâ etkili; ancak doğrudan bir çatışmadan kaçınma eğilimi, tarafların birbirini yıpratma stratejisine işaret ediyor. Bu durum, savaşın uzamasına ve her iki taraf için de ekonomik ve askeri kaynakların tükenmesine neden oldu.
Bölgesel veya küresel boyut
Savaşın bölgesel yansımaları geniş oldu. Basra Körfezi'ndeki enerji nakil hatları tehdit altında, küresel petrol fiyatları dalgalanıyor ve ticaret yolları üzerindeki riskler arttı. İsrail, kuzey cephesinde Hizbullah'la sınırlı çatışmalar yaşarken, İran destekli grupların faaliyetleri Irak ve Suriye'de yoğunlaştı. Uluslararası toplum ise diplomatik çözüm çağrılarını sürdürse de, taraflar arasındaki güven eksikliği müzakere ihtimalini zayıflatıyor.
Rusya ve Çin'in İran'a yönelik askeri ve ekonomik destekleri, savaşı küresel bir güç mücadelesine dönüştürüyor. Bu durum, Batı'nın yaptırım politikalarının etkinliğini sınırlarken, bölgedeki dengeleri yeniden şekillendiriyor. Analistlere göre, bu çıkmaz, tarafların müzakere masasına oturmaya zorlanacağı bir sürecin başlangıcı olabilir; ancak bu süreç, ancak daha fazla yıkımın ardından mümkün görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'daki gelişmeleri yakından izliyor; çünkü bu ülkeyle 535 kilometrelik bir sınırı ve derin ekonomik bağları var. Savaşın uzaması, Türkiye'nin enerji ithalatında çeşitlendirme ihtiyacını artırırken, İran'daki istikrarsızlık göç akımlarını tetikleyebilir. Ankara, bölgesel güvenlik risklerini minimize etmek için diplomatik girişimlerini sürdürüyor; ancak ABD-İsrail-İran hattındaki gerilimin Türkiye'nin Irak ve Suriye'deki askeri operasyonlarını da etkileyebileceği göz ardı edilmemeli. Türkiye'nin çıkarı, savaşın yayılmaması ve bölgede kalıcı istikrarın sağlanmasıdır.