İsrail ordusu, Gazze Şeridi ve Lübnan'da askerlerin savaş sırasında yağmalama yaptığı şüphesiyle açtığı soruşturmaların büyük çoğunluğunu kapattı. İsrail'in önde gelen gazetelerinden Yediot Aharonot'un haberine göre, ordu tarafından açılan onlarca soruşturmadan yalnızca ikisi iddianameyle sonuçlandı. Bu gelişme, İsrail güçlerinin Gazze ve Lübnan'daki operasyonlarında sivil mallara yönelik ihlallerin sistematik olarak örtbas edildiği yönündeki eleştirileri güçlendirdi.
İsrail ordusu, son dönemde Gazze'deki Hamas hedeflerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırırken, Lübnan'da da Hizbullah'la çatışmalar sürüyor. Bu çatışma ortamında askerlerin, çatışma bölgelerindeki boş evlerden değerli eşyalar, elektronik cihazlar, para ve hatta antika eşyalar aldığına dair çok sayıda şikayet ve görüntü orduya intikal etti.
Gelişmenin arka planı
Yediot Aharonot gazetesinin askeri kaynaklara dayandırdığı verilere göre, Gazze'deki çatışmaların başladığı 7 Ekim 2023'ten bu yana ordunun askeri polis birimleri, yağma şüphesiyle 85 soruşturma başlattı. Ancak bu soruşturmaların çoğu, 'delil yetersizliği' veya 'mağdur tespiti yapılamaması' gibi gerekçelerle kapatıldı. Sadece iki asker hakkında askeri mahkemede iddianame hazırlanırken, bunlardan birinin Gazze'de bir ev değerli eşyalarını çaldığı, diğerinin ise Lübnan'da bir dükkandan cep telefonu ve dizüstü bilgisayar aldığı belirtildi.
Ordunun bu tutumu, uluslararası insan hakları örgütlerinin tepkisini çekmişti. Human Rights Watch ve Amnesty International gibi kuruluşlar, İsrail ordusunu savaş suçları işlemekle suçlayan raporlarında yağma vakalarına da yer veriyor. Her iki örgüt de, yağmalanan malların bir kısmının İsrail'deki açık pazarlarda satıldığını belgelemişti. Öte yandan İsrail ordusu, iddiaları 'münferit vakalar' olarak nitelendirip, ihlallerin soruşturulacağını ve gereken cezaların verileceğini açıklamıştı.
İsrail'de yayımlanan verilere göre, soruşturmaların çoğunun kapatılmasının ardından askeri savcılık, yalnızca bazı askerler için disiplin cezası önerdi. Disiplin cezalarının büyük bölümü ise, birkaç hafta izin verilmesi veya geçici olarak rütbe indirimi şeklinde oldu. Bu cezaların, yağma eylemlerini caydırmaktan uzak olduğu belirtiliyor.
Bölgesel veya küresel boyut
İsrail ordusunun yağma vakalarını kapatması, Gazze'deki savaşın hukuki boyutuna ilişkin tartışmaları alevlendiriyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), İsrailli yetkililer hakkında savaş suçu iddialarıyla ilgili inceleme başlatmış durumda. Filistin tarafı, yağma ve mülk tahribatını UCM'nin yetki alanına giren savaş suçları olarak kayda geçirmişti. Benzer şekilde, Lübnanlı yetkililer de İsrail'in güneydeki köylere yönelik operasyonlarında sivil mülklere verdiği zararı şikayet konusu yapmış, ancak İsrail ordusu bu iddiaları reddetmişti.
Yağma vakalarının örtbas edilmesi, aynı zamanda İsrail ordusunun disiplin anlayışı ve etik kuralları konusundaki soru işaretlerini artırıyor. Özellikle, savaşın uzun sürmesi ve askerlerin moralinin bozuk olması nedeniyle, ordu içinde kontrolün zayıfladığı yorumları yapılıyor. Bazı İsrailli analistler, bu tür ihlallerin, ordunun sivil halka yönelik saldırılarda ısrarcı tutumu nedeniyle 'normalleştiğine' dikkat çekiyor.
Öte yandan, yağma, savaş ekonomisinin bir parçası haline gelmiş durumda. Gazze'de ve Lübnan'da çatışma bölgelerinden çıkarılan malların, İsrail içindeki karaborsalarda satıldığı, bazı ender parçaların antika tüccarlarına yüksek fiyatlarla elden çıkarıldığı ifade ediliyor. Ordu yetkilileri ise, yağma vakalarının 'Kara Kovan' adlı bir birim tarafından takip edildiğini, ancak birim personelinin savaş suçları soruşturmalarıyla eş zamanlı olarak çok fazla iş yüküyle karşı karşıya kaldığını öne sürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail ordusunun Gazze ve Lübnan'daki yağma vakalarını kapatan soruşturmaları, uluslararası hukukun orta doğu'daki uygulanabilirliği konusunda ciddi bir sınavdır. Türkiye, baştan beri İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını savaş suçu olarak nitelendirmekte ve UCM'de yargılanmasını savunmaktadır. Bu haber, Türkiye'nin Filistin ve Lübnan halkına verdiği desteğin haklılığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Ayrıca, Türkiye'nin bölgede artan insani diplomasisi, bu tür ihlallerin belgelenmesine ve uluslararası topluma duyurulmasına katkı sağlayabilir. Ankara'nın, İsrail ordusunun işlediği suçlara karşı siyasi ve hukuki girişimlerini sürdürmesi beklenmektedir.