İsrail muhalefet lideri Yair Lapid, Batı Şeria'nın geleceğine ilişkin tartışmalara yeni bir boyut kazandırarak, bölgenin Ürdün ile İsrail arasında ortak kontrol edilmesi gerektiğini savundu. Lapid'in bu açıklaması, İsrail'in Batı Şeria'daki egemenlik iddialarını genişletme yönündeki tartışmaların gölgesinde geldi. Öneri, Filistinlilerin self-determinasyon haklarını dışlayan ve bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebilecek bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Yair Lapid, İsrail'in eski başbakanı ve şu anki ana muhalefet partisi Yesh Atid'in lideri olarak, Batı Şeria'nın statüsüne dair uzun süredir devam eden belirsizliği sona erdirmek için alternatif bir model önerdi. Lapid'e göre, İsrail'in tek taraflı ilhak girişimleri uluslararası alanda izolasyona yol açabilir; ancak bölgenin tamamen Filistin kontrolüne bırakılması da İsrail'in güvenlik endişelerini karşılamaz. Bu nedenle, Ürdün ile ortak bir yönetim mekanizması kurulması, hem İsrail'in güvenlik ihtiyaçlarını hem de Ürdün'ün bölgedeki tarihsel ve demografik bağlarını dikkate alan bir çözüm olarak sunuluyor.
Batı Şeria, 1967 Altı Gün Savaşı'ndan bu yana İsrail işgali altında bulunuyor. Oslo Anlaşmaları ile oluşturulan A, B ve C bölgeleri, Filistin Yönetimi ile İsrail arasında karmaşık bir yetki paylaşımı öngörüyor. Ancak son yıllarda İsrail'deki sağcı hükümetler, yerleşim yerlerini genişletme ve egemenliği fiilen genişletme politikaları izledi. Lapid'in önerisi, bu politikaların yarattığı gerilimi azaltmayı ve iki devletli çözümün canlandırılması yerine, konfederasyon benzeri bir yapıyı gündeme getirmeyi amaçlıyor. Ürdün, Batı Şeria ile tarihsel olarak güçlü bağlara sahip; 1948-1967 arasında bölgeyi ilhak etmiş ve Filistinli mültecilere vatandaşlık vermişti. Ancak Ürdün yönetimi, Batı Şeria'nın geleceğinde aktif rol almaya sıcak bakmıyor; çünkü bu, ülke içindeki Filistin kökenli nüfus dengesini bozabilir ve ekonomik yük getirebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Lapid'in açıklaması, İsrail iç siyasetinde yankı uyandırırken, uluslararası aktörlerin de dikkatini çekti. ABD yönetimi, iki devletli çözümü desteklemeye devam ediyor; ancak Lapid'in önerisi, bu vizyondan sapma olarak yorumlanabilir. Avrupa Birliği ve Arap ülkeleri, Batı Şeria'nın statüsünün uluslararası hukuka uygun şekilde çözülmesi gerektiğini savunuyor. Ürdün ise öneriye temkinli yaklaşıyor; Amman, İsrail ile ilişkilerini normalleştirmiş olsa da, Batı Şeria'da artan yerleşim faaliyetlerini provokasyon olarak değerlendiriyor.
Bölgesel analistler, Lapid'in önerisinin pratikte uygulanabilirliğinin düşük olduğunu belirtiyor. Zira İsrail'in mevcut koalisyon hükümeti, Batı Şeria'da daha fazla egemenlik talep eden aşırı sağ partileri barındırıyor. Ayrıca Filistin Yönetimi, herhangi bir çözümde tam egemenlik beklentisi içinde ve ortak kontrol fikrine mesafeli. Yine de Lapid'in çıkışı, İsrail'de alternatif bir vizyonun dile getirilmesi açısından önem taşıyor; önümüzdeki seçimlerde bu tartışmanın merkezde yer alması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını uzun yıllardır destekliyor ve iki devletli çözümü savunuyor. Lapid'in Ürdün-İsrail ortak kontrolü önerisi, Türkiye'nin pozisyonuyla çelişiyor; zira bu model, Filistinlilerin egemenlik haklarını göz ardı ediyor. Ankara, böyle bir planı bölgesel istikrarsızlığı artıracak ve Filistin halkının meşru taleplerini yok sayacak bir girişim olarak görebilir. Ayrıca Türkiye, Ürdün ile yakın ilişkilere sahip; Amman'ın bu tür bir plana mesafeli durması, Ankara'nın da temkinli olmasına yol açabilir. Türkiye'nin Orta Doğu'daki etkisini koruması için Filistin meselesindeki hassasiyetini sürdürmesi ve bölgesel müttefikleriyle eşgüdüm içinde hareket etmesi kritik önemde.