İsrail'de bir mahkeme, geçen yıl Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinde Avustralyalı Katolik bir rahibenin kafasına tekme atan Yahudi yerleşimciyi beraat ettirdi. Olay, güvenlik kameralarına yansımış ve uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştı. Mahkeme, sanığın eyleminin 'provokasyon' sonucu gerçekleştiğine hükmederek, suçlamaları düşürdü. Karar, özellikle Hristiyan toplumunda ve insan hakları örgütlerinde tepkiyle karşılandı.
Olayın Arka Planı ve Yargı Süreci
Olay, Ocak 2023'te Kudüs'ün Eski Şehir bölgesindeki Via Dolorosa'da meydana geldi. Avustralya vatandaşı olan 52 yaşındaki Rahibe Bridget Hill, bir grup Yahudi yerleşimci tarafından sözlü tacize uğradı. Yerleşimcilerden biri olan Eliha Cohen, rahibenin önünü keserek bağırmaya başladı ve ardından yere düşen rahibenin kafasına tekme attı. Güvenlik kamerası görüntüleri olayın boyutunu gözler önüne serdi; Cohen'in, yerde yatan rahibeye sert bir tekme indirdiği ve ardından olay yerinden uzaklaştığı görülüyor.
Olay sonrası gözaltına alınan Cohen, 'kasıtlı yaralama' ve 'nefret suçu' ile suçlandı. Ancak Kudüs Sulh Ceza Mahkemesi, geçtiğimiz günlerde verdiği kararda, Cohen'in eyleminin 'meşru müdafaa' kapsamında değerlendirilemeyeceğini kabul etmekle birlikte, 'anlık öfke' sonucu gerçekleştiğine hükmetti. Mahkeme, sanığın daha önce herhangi bir suç kaydının bulunmamasını ve olay anındaki psikolojik durumunu dikkate alarak beraatine karar verdi.
Mahkeme kararında, Rahibe Hill'in de dahil olduğu bir grup Hristiyan hacı adayının, Yahudi yerleşimcilere yönelik 'kışkırtıcı' davranışlarda bulunduğu iddiasına yer verildi. Bu iddia, savcılık tarafından sunulan kanıtlarla çelişiyor. Görüntülerde rahibenin herhangi bir saldırgan eylemi bulunmuyor; aksine rahibe, yerleşimcilerin sözlü saldırısına maruz kalıyor. Bu durum, mahkemenin kararının 'çifte standart' uygulaması olarak yorumlanmasına neden oldu.
Uluslararası Tepkiler ve Hukuki Boyut
Beraat kararı, uluslararası toplumda geniş yankı buldu. Vatikan ve Avustralya Dışişleri Bakanlığı, kararı kınayarak İsrail'den temyiz yoluna başvurmasını istedi. Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, 'Bu tür şiddet eylemlerinin cezasız kalması kabul edilemez' ifadelerini kullandı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi ise kararı, 'dini hoşgörüsüzlüğün bir göstergesi' olarak nitelendirdi.
İsrail'deki insan hakları örgütleri de karara sert tepki gösterdi. İsrail İnsan Hakları Bilgi Merkezi (B'Tselem) tarafından yapılan açıklamada, 'Bu karar, işgal altındaki Doğu Kudüs'te Yahudi yerleşimcilerin Filistinli ve Hristiyan topluluklara yönelik şiddetini teşvik ediyor' denildi. Örgüt, yerleşimcilerin güvenlik güçleri tarafından korunduğunu ve yargı sisteminin de bu kişilere ayrıcalık tanıdığını vurguladı.
Karar, aynı zamanda İsrail'deki hukuk sisteminin, işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilere ve diğer azınlık gruplarına karşı ayrımcı bir uygulama içinde olduğu eleştirilerini de beraberinde getirdi. Uluslararası Af Örgütü, konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, 'İsrail, uluslararası hukukun gerektirdiği adil yargılama standartlarını uygulamakta başarısız oluyor. Bu karar, işgal altındaki Filistin topraklarında yaşayan insanların güvenliğini daha da tehlikeye atacaktır' ifadelerine yer verdi.
Öte yandan, İsrail'deki bazı sağ görüşlü politikacılar ve yerleşimci grupları kararı memnuniyetle karşıladı. Karar, İsrail'deki Yahudi yerleşimcilerin, Filistinlilere ve Hristiyan azınlıklara yönelik şiddet eylemlerinde bulunma cesaretini artırabileceği endişesini doğuruyor. Kudüs'teki Hristiyan cemaatinin liderleri ise, bu tür olayların artmasının bölgedeki dini gerilimleri tırmandırabileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu karar, yalnızca İsrail'deki hukuk sisteminin değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki dini hassasiyetlerin de bir göstergesi. Kudüs, üç semavi din için kutsal kabul edilen bir şehir olması nedeniyle, bu tür olaylar bölgesel istikrarı doğrudan etkileyebiliyor. Rahibe Bridget Hill olayı, İsrail'deki Yahudi yerleşimcilerin, özellikle Doğu Kudüs'te Hristiyan ve Müslüman topluluklara yönelik şiddetinin artan bir örneği olarak kayıtlara geçti.
Uluslararası toplum, İsrail'in yerleşimci şiddeti konusundaki tutumunu eleştiriyor. Birleşmiş Milletler, yayımladığı raporlarda yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddet eylemlerinin arttığını ve İsrail makamlarının bu eylemleri etkili bir şekilde soruşturmadığını belirtiyor. Bu son karar da bu eleştirileri doğrular nitelikte. ABD ve Avrupa Birliği, yaptıkları açıklamalarda, İsrail'den yerleşimcilere karşı hukuki süreçleri titizlikle yürütmesini istedi.
Karar, ayrıca İsrail'deki din-devlet ilişkileri ve Yahudi üstünlüğü ideolojisi bağlamında da tartışılıyor. Bazı analistler, bu kararın, İsrail'deki aşırı sağın güçlenmesiyle birlikte, azınlıklara yönelik hoşgörüsüzlüğün arttığını gösterdiğini öne sürüyor. Bu durum, İsrail'in demokratik bir devlet olma iddiasını da zedeliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu karar, Türkiye'nin uzun süredir dile getirdiği İsrail'in Filistin topraklarındaki işgal politikası ve yerleşimci şiddeti konusundaki endişelerini doğruluyor. Türk Dışişleri Bakanlığı'nın bu tür olayları yakından takip ettiği ve uluslararası platformlarda kınadığı biliniyor. Karar, bölgedeki dini gerilimleri artırabileceği için Türkiye'nin Kudüs'teki dini mekanların korunmasına yönelik hassasiyetini de gündeme taşıyor. Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatı dönem başkanlığı çerçevesinde, Kudüs'ün statüsünün korunmasına yönelik girişimlerini sürdürüyor. Bu olay, Türkiye'nin uluslararası topluma 'İsrail'in hukuk sistemi Filistinlilere ve Hristiyanlara karşı ayrımcılık yapıyor' mesajını güçlendirmek için bir fırsat olabilir. Ancak Türkiye'nin İsrail ile son dönemde geliştirdiği ekonomik ve diplomatik ilişkileri de göz önünde bulundurarak, bu tür olaylara yönelik tepkisini dengeli bir şekilde yönetmesi bekleniyor.