İsrail, işgal altındaki Doğu Kudüs'te 1.234 yeni yerleşim birimi inşası için ihale sürecini başlattı. Bu hamle, uluslararası hukuka göre yasa dışı sayılan yerleşim faaliyetlerinin son örneği olarak, Filistinlilerin devlet kurma umutlarını daha da zayıflatıyor. İsrail İçişleri Bakanlığı'nın yayımladığı ihaleler, Doğu Kudüs'ün güneyindeki Givat Hamatos ve Har Homa yerleşim bölgelerini kapsıyor. Bu bölgeler, Batı Şeria'nın kuzeyini Kudüs'ten ayıran ve Filistinlilerin gelecekteki devletlerinin coğrafi bütünlüğü için hayati önem taşıyan bir koridorda yer alıyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail hükümeti, 1967'deki Altı Gün Savaşı'ndan bu yana Doğu Kudüs'ü işgal altında tutuyor ve burayı kendi topraklarının parçası olarak görüyor. Ancak Birleşmiş Milatlar Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı (Aralık 2016) başta olmak üzere tüm uluslararası kararlar, bu yerleşimleri yasa dışı ilan ediyor. Uluslararası toplum, bu yerleşimlerin iki devletli çözümü imkânsız hale getirdiği konusunda hemfikir. Yeni ihaleler, geçen yıl yapılan seçimlerden bu yana görevde olan ve sağ partilerin ağırlıkta olduğu koalisyon hükümetinin yerleşim politikasını sürdürme kararlılığını gösteriyor.
İsrail sivil toplum kuruluşu Ir Amim'in verilerine göre, Doğu Kudüs'te yaklaşık 230 bin İsrailli yerleşimci yaşıyor ve 300 bin de Filistinli bulunuyor. Yeni ihale edilen birimler, özellikle Givat Hamatos bölgesinde, Filistinlilerin Beytüllahim ile Kudüs arasındaki bağlantısını kesme potansiyeli taşıyor. Bu durum, Filistin yönetiminin ve uluslararası kuruluşların sert tepkisine yol açtı. Filistin Dışişleri Bakanlığı, ihaleleri "savaş suçu" olarak nitelendirdi ve uluslararası topluma yaptırım çağrısında bulundu.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail'in bu adımı, sadece Filistin-İsrail çatışmasını derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda tüm bölgeyi etkileyen bir istikrarsızlık unsuru olarak öne çıkıyor. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı, ihaleleri kınayan ortak bildiriler yayınladı. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler yetkilileri de İsrail'i bu kararından vazgeçmeye çağırdı. BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland, "Bu tür adımlar iki devletli çözümü fiilen imkânsız hale getiriyor" açıklamasında bulundu. ABD'nin yeni yönetimi ise İsrail'e desteğini sürdürmekle birlikte, yerleşim faaliyetlerine karşı geleneksel tutumunu koruyor. Ancak gözlemciler, ABD'nin bu konudaki etkisinin sınırlı olduğunu ve seçim dönemlerinde baskının arttığını belirtiyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise, Kudüs'ün "ebedi başkent" olduğunu savunarak yerleşim politikasını sürdüreceklerini belirtti. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin geçen yıl yerleşim faaliyetleriyle ilgili soruşturma başlatma kararı almasına rağmen, İsrail'in bu konuda geri adım atmadığı görülüyor. Uzmanlar, bu ihalelerin barış sürecine olası etkisini değerlendirirken, Filistin halkı arasında iki devletli çözüme olan inancın giderek azaldığına dikkat çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu Filistin davası açısından kritik bir önem taşıyor. Türkiye, işgal altındaki Filistin topraklarında yerleşim faaliyetlerini defalarca kınamış ve Kudüs'ün statüsüne yönelik her türlü değişikliğe karşı olduğunu net bir şekilde ifade etmiştir. Bu ihale kararı, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik inisiyatiflerini ve Doğu Kudüs'ün korunmasına yönelik çabalarını da doğrudan etkilemektedir. Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı düzeyinde yapılması beklenen açıklamalar, Türkiye'nin uluslararası platformlarda Filistin halkının yanında olma politikasının bir devamı olarak okunabilir. Ayrıca bu durum, Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerindeki hassas dengeyi de gözler önüne seriyor; bölgesel istikrarın sağlanması için iki devletli çözümün hayata geçirilmesi gerektiği vurgusu, Türk dış politikasının öncelikleri arasında yer almaya devam ediyor.