ABD yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başkanı Tomoko Akane ile Başsavcı Karim Khan'a yönelik yaptırım kararı aldı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun geçen ay mahkemeyi "tuğla tuğla yıkma" sözü vermesinin ardından gelen bu adım, uluslararası hukuk düzeninde yeni bir krize yol açtı. Yaptırımlar, söz konusu yetkililerin ABD'deki varlıklarının dondurulması ve Amerikan vatandaşlarıyla mali işlem yapmalarının engellenmesini içeriyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD yönetiminin bu hamlesi, Başkan Donald Trump'ın 2020'deki ilk döneminde uyguladığı yaptırım politikasına geri dönüş olarak değerlendiriliyor. Trump, ICC'nin Afganistan'daki ABD askerlerine yönelik soruşturma açmasına tepki olarak dönemin Başsavcısı Fatou Bensouda'ya yaptırım uygulamıştı. Biden yönetimi bu yaptırımları 2021'de kaldırmış, ancak şimdi yeniden devreye alındı.
Bu kez gerekçe, ICC'nin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında Gazze'deki operasyonlar nedeniyle çıkardığı tutuklama kararları. Mahkeme, Kasım ayında bu iki isim için savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar iddiasıyla tutuklama emri çıkarmıştı. ABD yönetimi, ICC'nin İsrail üzerindeki yetkisini tanımadığını ve bu kararın "meşruiyetten yoksun" olduğunu savunuyor.
Dışişleri Bakanı Marco Rubio, yaptığı açıklamada ICC'nin "ABD ve müttefiklerine karşı siyasallaşmış bir araç haline geldiğini" öne sürerek, bu yaptırımların mahkemenin "zararlı faaliyetlerine" karşı bir caydırıcılık sağlayacağını belirtti. Rubio ayrıca, ICC'nin "uluslararası toplumun güvenini kötüye kullandığını" ifade etti.
Yaptırım kararı, Kongre'de bazı çevrelerce desteklenirken, insan hakları örgütleri ve hukuk uzmanları tarafından sert şekilde eleştirildi. Uluslararası Af Örgütü, kararın "uluslararası hukukun temellerine yönelik bir saldırı" olduğunu ve ICC yetkililerinin çalışmalarını engellemeye yönelik "sindirme girişimi" olarak nitelendirdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, uluslararası hukuk ile büyük güç politikaları arasındaki gerilimi yeniden alevlendirdi. ICC, 2002'de kurulduğundan bu yana ABD, Çin, Rusya ve İsrail gibi ülkeler tarafından tanınmıyor. ABD'nin yaptırım kararı, mahkemenin caydırıcılık gücünü zayıflatabileceği gibi, diğer ülkeleri de benzer adımlara teşvik edebilir.
Rusya, 2023'te ICC'nin Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında tutuklama kararı çıkarması üzerine mahkeme yetkililerine yaptırım uygulamıştı. Şimdi ABD'nin bu kararı, ICC'nin 120'den fazla üye ülkesi arasında endişe yarattı. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, "ICC'nin bağımsızlığına saygı gösterilmesi gerektiğini" vurgulayarak, yaptırımların kabul edilemez olduğunu söyledi.
Ortadoğu'da ise bu karar, İsrail hükümeti tarafından memnuniyetle karşılandı. İsrail Başbakanlık Ofisi'nden yapılan açıklamada, "ICC'nin İsrail'e yönelik kararları hukuki değil siyasidir. ABD'nin bu adımı, uluslararası kurumların kötüye kullanılmasına karşı önemli bir duruştur" ifadelerine yer verildi. Filistin yönetimi ise kararı kınayarak, ABD'nin "İsrail'in Gazze'deki suçlarına ortak olduğunu" öne sürdü.
Diplomatik kaynaklar, bu yaptırımların ICC'nin finansal işleyişini olumsuz etkileyebileceğini, özellikle ABD doları üzerinden yapılan bankacılık işlemlerinin engellenmesi halinde mahkemenin operasyonlarında aksamalar yaşanabileceğini belirtiyor. Ayrıca, bazı üye ülkelerin ICC'den çekilme ihtimali gündeme gelebilir; ancak şu ana kadar böyle bir adım açıklanmadı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de uluslararası hukuk ve adalet mekanizmalarının geleceği açısından önem taşıyor. Türkiye, ICC'ye üye olmamakla birlikte, uluslararası mahkemelerin kararlarına saygı gösterilmesi gerektiğini savunan bir çizgide yer alıyor. Özellikle Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler bağlamında, uluslararası hukukun işlerliğinin korunması Ankara'nın çıkarlarına hizmet edebilir. Türkiye'nin, İsrail'in Gazze'deki eylemlerine yönelik sert eleştirileri dikkate alındığında, ICC'nin Netanyahu hakkındaki kararını dolaylı olarak desteklediği söylenebilir. Bu nedenle ABD'nin yaptırım kararı, Türkiye tarafından "uluslararası hukuka müdahale" olarak yorumlanabilir ve bölgesel gelişmeleri etkileyebilir.