İsrail, işgal altındaki Batı Şeria'da sözde Yahudi miras alanlarını geliştirmek için 37 milyon dolar (yaklaşık 113 milyon şekel) ayırdığını açıkladı. İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in Salı günü yaptığı açıklamaya göre, bu kaynak, bölgede yoğunlaşan yasa dışı yerleşim faaliyetleri sırasında, tarihi ve dini öneme sahip olduğu iddia edilen alanların restorasyonu ve tanıtımı için kullanılacak. Anadolu Ajansı'nın aktardığı bilgilere göre, bu karar, uluslararası toplumun ve Filistin yönetiminin sert tepkisine neden oldu. Batı Şeria, 1967'den bu yana İsrail işgali altında ve uluslararası hukuka göre yasa dışı sayılan yerleşimler, bölgedeki barış sürecini olumsuz etkiliyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, aşırı sağcı bir siyasetçi olarak biliniyor ve daha önce de Batı Şeria'daki yerleşimlerin genişletilmesini açıkça desteklemişti. Smotrich, bu yeni finansmanın 'Yahudi halkının tarihi topraklarla olan bağını güçlendireceğini' savunurken, Filistinliler bu hamleyi topraklarına yönelik bir 'kültürel ve demografik saldırı' olarak nitelendiriyor. Söz konusu miras alanları arasında, El Halil'deki İbrahim Camii (Müslümanlar için kutsal olan bu yapı Yahudiler tarafından da Mearat HaMahpela olarak anılıyor), Beytüllahim yakınlarındaki Davut Yıldızı Mağarası ve Nablus yakınlarındaki Yusuf'un Mezarı gibi yerler bulunuyor. Bu alanların çoğu, Filistin kontrolündeki bölgelerde yer alıyor ve İsrail'in bu bölgelerdeki faaliyetleri, Oslo Anlaşmaları'na aykırılık teşkil ediyor. İsrail, bu tür sitelerin bakımını ve turistlere açılmasını sağlayarak bölgedeki Yahudi varlığını pekiştirmeyi amaçlıyor.
Bu karar, İsrail'in son dönemde Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerini hızlandırdığı bir dönemde geldi. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, İsrail'in yerleşim politikalarını defalarca kınarken, İsrail hükümeti ise bu kararların kendi egemenlik hakkı olduğunu savunuyor. Özellikle Smotrich'in bakanlığı, yerleşim birimlerine ayrılan bütçeyi artırması ve yeni yerleşimlerin önünü açmasıyla tanınıyor. Bu durum, bölgedeki gerginliğin daha da tırmanmasına yol açıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail'in bu adımı, sadece Filistin-İsrail çatışmasını derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda bölgesel ve küresel dengeleri de etkiliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, Batı Şeria'daki yerleşimlerin 'barışın önündeki en büyük engel' olduğunu vurgularken, uluslararası toplumun büyük bir bölümü bu yerleşimleri yasa dışı kabul ediyor. Bu finansman kararı, İsrail'in uluslararası hukuka meydan okuduğu yönündeki eleştirileri güçlendiriyor. Ayrıca, bu gelişme, İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında son yıllarda normalleşme sürecine giren ilişkileri de olumsuz etkileyebilir. Özellikle Suudi Arabistan ile İsrail arasında devam eden normalleşme görüşmeleri, bu tür adımlar nedeniyle sekteye uğrayabilir. Filistin tarafı ise, bu kararın iki devletli çözümü imkânsız hale getirdiğini ve bölgesel istikrarı tehdit ettiğini belirtiyor. Kudüs ve Batı Şeria'daki dini hassasiyetler, bu durumun sadece siyasi değil aynı zamanda dini bir boyutu olduğunu gösteriyor. Bu nedenle, İsrail'in bu hamlesi, Orta Doğu'da yeni bir çatışma dalgasını tetikleme riski taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını güçlü bir şekilde destekleyen ülkelerden biri olarak, bu tür adımları yakından takip ediyor. Ankara, İsrail'in işgal altındaki topraklardaki yasa dışı yerleşim faaliyetlerini defalarca kınadı ve bu tür eylemlerin uluslararası hukuk ve BM kararlarına aykırı olduğunu vurguladı. Türkiye'nin bu konudaki tutumu, hem iç kamuoyunda hem de İslam dünyasında güçlü bir karşılık buluyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Filistinli gruplarla ilişkilerini güçlendirmesine ve bölgedeki nüfuzunu artırmasına neden olabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları ve bölgesel güvenlik stratejileri açısından da bu durum önem taşıyor; çünkü İsrail'in bu tür adımları, bölgedeki istikrarsızlığı derinleştirerek Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını dolaylı olarak etkiliyor.