İsrail, işgal altındaki Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik zorla sürgün uygulamalarını ve altyapı tahribatını genişletiyor. Analistler, bu adımların bölgede 'yeni bir gerçeklik' yaratma amacı taşıdığını ve Filistinlilerin topraklarından koparılmasının sistematik bir politika haline geldiğini vurguluyor. Son haftalarda özellikle Halk El-Halil ve Ramallah kırsalındaki topluluklarda ev yıkımları ve tahliye kararları hız kazanmış durumda.
Sürgün Politikasının Arka Planı
İsrail makamları, işgal altındaki Batı Şeria'da Filistinlilerin yaşadığı birçok bölgede yıkım ve tahliye kararlarını uygulamaya koydu. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, 2023 yılında Batı Şeria'da 1.000'den fazla Filistinli evini kaybetti; bu sayı son yılların en yükseği. Özellikle C bölgelerinde, yani Oslo Anlaşmaları'na göre tamamen İsrail kontrolünde olan alanlarda, inşaat izni almak neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda. Filistinliler, evlerini genellikle izinsiz inşa etmek zorunda kalıyor ve bu da yıkım kararlarının gerekçesini oluşturuyor.
Analistler, İsrail hükümetinin bu politikayı sadece güvenlik gerekçesiyle değil, aynı zamanda yerleşimci hareketini güçlendirmek için yürüttüğünü belirtiyor. Son aylarda Batı Şeria'daki yerleşimci şiddeti de arttı; Filistinlilere ait zeytinlikler yakıldı, hayvanlar öldürüldü ve köylüler saldırılara maruz kaldı. İsrail ordusunun bu saldırılara yeterince müdahale etmediği yönünde eleştiriler var.
Uluslararası hukuk açısından, işgal altındaki topraklarda yerleşim faaliyetleri Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırı. Ancak İsrail, Batı Şeria'yı 'ihtilaflı bölge' olarak tanımlıyor ve yerleşimleri meşru görüyor. BM Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, tüm yerleşim faaliyetlerini uluslararası hukuka aykırı buluyor; fakat karar bağlayıcı olmasına rağmen uygulanmıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in Batı Şeria'daki politikaları, bölgede tansiyonu yükseltiyor. Filistin yönetimi, uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırıyor ancak somut bir adım atılmış değil. ABD yönetimi, yerleşimci şiddetini kınasa da İsrail'e yönelik yaptırım tehdidinde bulunmuyor. Avrupa Birliği ise zaman zaman açıklamalarla yetiniyor. Bu durum, Filistinliler arasında umutsuzluğu artırıyor ve radikal grupların desteğini güçlendirebilir.
Öte yandan, İsrail'in bu politikası, normalleşme süreçlerini de etkiliyor. Suudi Arabistan ile ilişkilerin normalleşmesi için Filistin meselesinde ilerleme gerektiği belirtiliyor. Ancak İsrail'in sürgün politikaları, böyle bir adımı zorlaştırıyor. Bölgesel aktörler, Filistin meselesinin göz ardı edilmesinin kalıcı barışı engelleyeceğini vurguluyor.
Uluslararası insan hakları örgütleri, İsrail'in uygulamalarını 'etnik temizlik' olarak nitelendiriyor ve soruşturma açılması çağrısında bulunuyor. Ancak Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin olası bir soruşturması, İsrail'in müttefikleri tarafından engellenebilir. Bu da cezasızlık kültürünü pekiştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in Batı Şeria'daki sürgün ve yıkım politikalarını yakından takip ediyor. Ankara, Filistin davasına verdiği desteği her fırsatta dile getiriyor ve İsrail'in eylemlerini uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendiriyor. Son dönemde Türkiye-İsrail ilişkilerinde yaşanan normalleşme süreci, bu tür gelişmelerle sarsılabilir. Türkiye, bölgede istikrarın ancak Filistinlilerin haklarının korunmasıyla sağlanabileceğini savunuyor. Ayrıca, İsrail'in bu politikaları, Türkiye'nin Orta Doğu'da arabuluculuk rolünü zayıflatabilir ve Filistinli mülteciler konusunda yeni bir göç dalgası riskini gündeme getirebilir. Bu durum, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika önceliklerini doğrudan etkiliyor.