Gazze Şeridi'nde İsrail insansız hava araçlarının (İHA) düzenlediği saldırıda, El-Aksa Hastanesi yakınlarında bulunan bir grup Filistinli hedef alındı. Saldırıda en az bir kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı. Olay, bölgede artan gerilimin ve insani krizin bir kez daha gözler önüne serdi.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail ordusu, Hamas'ın 7 Ekim'de düzenlediği sürpriz saldırının ardından Gazze'ye yönelik yoğun hava saldırılarına devam ediyor. El-Aksa Hastanesi, Gazze'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah kentinde yer alıyor ve binlerce yerinden edilmiş Filistinliye ev sahipliği yapıyor. Hastane, çatışmaların başlamasından bu yana sürekli baskı altında; yakınlarına düzenlenen hava saldırıları nedeniyle hastane personeli ve hastalar büyük korku içinde.
Son saldırıda, hastanenin girişine yakın bir bölgede toplanan Filistinliler hedef alındı. Görgü tanıkları, saldırının ardından bölgede panik yaşandığını, yaralıların hastaneye kaldırıldığını belirtti. Sağlık kaynakları, ölen kişinin kimliği konusunda henüz bilgi vermezken, yaralıların durumunun ciddi olduğunu aktardı.
İsrail ordusu, saldırıya ilişkin yaptığı kısa açıklamada, "Hamas'ın askeri kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları'na ait bir hücrenin bulunduğu bölgeye saldırı düzenlendiği"ni öne sürdü. Ancak bu iddia bağımsız olarak doğrulanamadı. Uluslararası kuruluşlar, hastanelerin ve sağlık çalışanlarının savaş hukuku gereği korunması gerektiğini vurguluyor; ancak İsrail güçlerinin hastaneleri ve çevresini defalarca hedef aldığına dikkat çekiyor.
Birleşmiş Milletler verilerine göre, çatışmaların başladığı tarihten bu yana Gazze'de 40 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti, 90 binden fazla kişi yaralandı. Saldırılar nedeniyle Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 90'ı yerinden edilmiş durumda; insani yardım kuruluşları bölgede ciddi bir kıtlık ve hastalık riski olduğu konusunda uyarıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu saldırı, bölgedeki gerilimi daha da artırıyor. Mısır ve Katar arabuluculuğunda yürütülen ateşkes müzakereleri, taraflar arasındaki güven eksikliği nedeniyle tıkanmış durumda. İsrail'in hastane gibi sivil altyapıyı hedef alması, uluslararası toplumdan sert tepkiler çekiyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, daha önce yaptığı açıklamada, "hastanelerin, okulların ve sivil altyapının korunması gerektiğini" vurgulayarak, sivillere yönelik saldırıların savaş suçu olabileceğini hatırlatmıştı.
İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü, İsrail'in Gazze'deki saldırılarında uluslararası hukuku ihlal ettiğini belgeleriyle ortaya koyuyor. Bu kuruluşlar, İsrail'in orantısız güç kullandığını ve sivilleri korumak için gerekli önlemleri almadığını ifade ediyor. Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği, İsrail'in kendini savunma hakkını desteklediklerini yineliyor; ancak sivillerin korunması ve insani ateşkes çağrılarında bulunuyor. Bu ikilem, uluslararası toplumun Gazze konusundaki bölünmüşlüğünü gözler önüne seriyor.
Saldırının ardından Filistin yönetimi ve Hamas, İsrail'i "savaş suçu" işlemekle suçladı. Filistin Dışişleri Bakanlığı, uluslararası toplumun "sessiz kalmasını" eleştirdi ve acilen harekete geçilmesi çağrısında bulundu. Ayrıca, Batı Şeria'da da protestolar düzenleniyor; göstericiler İsrail saldırılarını kınayarak, uluslararası toplumun Gazze'deki katliamı durdurması için harekete geçmesini istiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 7 Ekim'den bu yana Gazze'deki saldırıları en sert dille kınayan ülkelerin başında geliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'in Gazze'deki operasyonlarına yönelik "soykırım" nitelemesinde bulunmuş, uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırmıştı. Türkiye, Filistin'e insani yardım ulaştırılmasında aktif bir rol üstleniyor; Türk Kızılay ve AFAD, bölgeye yardım sevkiyatını sürdürüyor. Bu saldırı, Türkiye'nin ateşkes çağrılarının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Ankara'nın, İsrail ile bir ticaret anlaşmazlığı yaşaması ve ABD'nin Orta Doğu politikalarına yönelik eleştirileri, Türkiye'nin bu krizdeki etkinliğini artıran faktörler arasında. Ancak Türkiye'nin arabuluculuk girişimleri, taraflar arasındaki derin güven bunalımı nedeniyle henüz sonuç getirmiş değil. Yine de Ankara'nın bölgede istikrar ve adalet arayışı, diplomatik ve insani alanlarda önemli bir rol oynamasını sağlıyor.