İsrail hükümeti, Gazze Şeridi'nde kalıcı bir ateşkes ve yönetim düzeni kurulmasına yönelik uluslararası çabalara destek olarak, 'dost ülkelerden' oluşacak çok uluslu bir Uluslararası İstikrar Gücü'nün (ISF) konuşlandırılması planını onayladı. Gücün, İsrail ordusunun doğrudan kontrolü altında olmayan bölgelerde faaliyet göstermesi öngörülüyor. Bu karar, Hamas ile devam eden çatışmaların ardından Gazze'de sivil yönetimin yeniden tesisi ve insani yardımların güvenli dağıtımı konusunda uluslararası toplumun artan baskısı altında geldi.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail hükümeti, uluslararası toplumun Gazze'deki yönetim boşluğuna kalıcı bir çözüm bulma çağrılarına yanıt olarak, ABD, Mısır ve bazı Avrupa ülkeleriyle yapılan yoğun diplomatik müzakerelerin ardından bu kararı aldı. Plana göre, ISF bünyesinde görev alacak askerler ve polisler, İsrail'in güvenlik endişelerini gidermek amacıyla 'friendly countries' olarak adlandırılan ve İsrail ile diplomatik ilişkileri bulunan ülkelerden seçilecek. Gücün yetki alanı, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) askeri operasyonlarını yürütmediği, ancak Hamas'ın yeniden yapılanma girişimlerinin engellenmesi gereken bölgeleri kapsayacak. Bu kapsamda, gücün Gazze'nin güneyindeki Refah ve Han Yunus gibi şehirlerde konuşlanması, kuzeydeki Gazze Şehri'nin ise IDF kontrolünde kalması bekleniyor.
İsrail hükümetinden yapılan açıklamada, ISF'nin kurulmasının 'Gazze'de istikrarı sağlamak ve Hamas'ın yeniden silahlanmasını önlemek için kritik bir adım' olduğu vurgulandı. Açıklamada ayrıca, gücün görev süresinin ve yetkilerinin, sahadaki koşullara göre periyodik olarak değerlendirileceği belirtildi. Ancak, bu planın hayata geçirilmesi için henüz net bir tarih verilmedi ve katkı sağlayacak ülkelerin listesi de henüz resmi olarak açıklanmadı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu karar, bölgesel dengeler açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Mısır'ın öncülüğünde yürütülen ateşkes müzakereleri çerçevesinde, uluslararası bir gücün Gazze'de konuşlanması fikri uzun süredir tartışılıyordu. Ancak ABD ve Avrupa Birliği, böyle bir gücün ancak İsrail'in onayı ve Filistin Yönetimi'nin (PA) desteğiyle etkili olabileceğini savunuyordu. Öte yandan, Hamas yönetimi, uluslararası bir gücün varlığını 'işgalin meşrulaştırılması' olarak nitelendirerek reddediyor. Filistin Yönetimi ise, bu planın kendi otoritesini zayıflatacağını ve bölünmüşlüğü derinleştireceğini öne sürerek endişelerini dile getirdi.
Bölgedeki diğer aktörler de gelişmeyi yakından izliyor. İran ve onun desteklediği gruplar, uluslararası gücün konuşlanmasını 'İsrail ve Batı'nın Gazze'yi kontrol altına alma girişimi' olarak görüp tepki gösterebilir. Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler gibi grupların, bu plana karşı çeşitli eylemlerle yanıt vermesi olası. Ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) ve insani yardım kuruluşları, gücün konuşlanmasının sivillerin güvenliğini artırması ve yardım koridorlarının açılmasını kolaylaştırması durumunda planı destekleyebileceklerini ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'de kalıcı ateşkesin sağlanması ve Filistin topraklarında tek devlet çatısı altında barışın tesis edilmesi gerektiğini uzun süredir savunuyor. Bu kapsamda, İsrail hükümetinin uluslararası bir istikrar gücünü onaylaması, Ankara tarafından dikkatle izlenen bir gelişme. Türkiye, planın içeriğine ve katılımcı ülkelere bağlı olarak bu girişimi destekleyebilir veya eleştirebilir. Özellikle, gücün Filistin egemenliğini zedelemeden ve Hamas dahil tüm tarafların onayını almadan uygulanması halinde Türkiye'nin olumlu yaklaşması beklenir. Türkiye ayrıca, gücün içinde yer alması olası ülkelerle ilişkilerini gözden geçirebilir ve bölgesel nüfuzunu artıracak bir rol üstlenmek isteyebilir.