İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırıları devam ederken, Tel Aviv yönetimi Filistinlileri topraklarından sürmek için 'gönüllü göç' adı altında yeni bir planı hayata geçirmeye çalışıyor. Uzmanlar, bu planın etnik temizlik anlamına geldiğini ve İsrail'in artık bu niyetini gizleme gereği duymadığını belirtiyor. Bu haftaki 'Palestine This Week' programında, İsrail'in yeniden canlandırdığı bu politikanın yanı sıra ABD'de başkan seçilen Donald Trump'ın Gazze için önerdiği tartışmalı plan da ele alınıyor.
Gelişmenin Arka Planı: 'Gönüllü Göç' Etnik Temizlik mi?
İsrail, uzun süredir Gazze'deki Filistinlilerin 'gönüllü olarak' başka ülkelere yerleştirilmesini savunuyor. Ancak bu politika, Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütleri tarafından etnik temizlik olarak nitelendiriliyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun savaş kabinesi, bu planı hayata geçirmek için Mısır, Ürdün ve bazı Avrupa ülkeleriyle görüşmeler yapıyor. Ancak bu ülkeler, savaş suçu kapsamına girebilecek bu plana sıcak bakmıyor. Öte yandan, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonları yoğunlaştırarak, Filistinlilerin yaşam koşullarını daha da zorlaştırdığı ve böylece göçü teşvik ettiği belirtiliyor.
Trump'ın Gazze planı ise, Gazze Şeridi'nin uluslararası bir konsey tarafından yönetilmesini ve bölgenin yeniden inşasını öngörüyor. Ancak bu planın, Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını yok saydığı ve aslında İsrail'in işgalini meşrulaştırdığı eleştirileri yapılıyor. Trump yönetimi, bu planı 'barış getirecek bir çözüm' olarak sunarken, Filistin yönetimi ve Hamas planı reddetti.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Sorumluluk Kaybı
İsrail'in bu hamleleri, küresel düzeyde hesap verebilirliğin ne kadar zayıfladığını gösteriyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Uluslararası Adalet Divanı (UAD), İsrail aleyhine soruşturmalar yürütse de, ABD'nin veto gücü nedeniyle Güvenlik Konseyi'nde somut adımlar atılamıyor. Bu durum, İsrail'e fiilen bir 'dokunulmazlık' sağlıyor. Filistinli yetkililer, uluslararası toplumun bu sessizliğini 'suça ortak olmak' olarak nitelendiriyor.
Bölge ülkeleri ise, İsrail'in bu politikasının domino etkisi yaratabileceğinden endişe ediyor. Mısır, Gazze sınırında güvenlik önlemlerini artırırken, Ürdün Kralı II. Abdullah, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesinin 'savaş ilanı' anlamına geleceğini söyledi. Öte yandan, İran ve Hizbullah, İsrail'in bu hamlelerine karşı askeri seçeneklerin masada olduğunu ima ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasının en güçlü destekçilerinden biri olarak, İsrail'in 'gönüllü göç' planını sert bir dille eleştiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu planın 'insanlık suçu' olduğunu vurgularken, Türkiye'nin Filistinlilerin yanında olmaya devam edeceğini belirtiyor. Bölgesel olarak, Türkiye'nin Katar ve Mısır ile birlikte yürüttüğü arabuluculuk çabaları, İsrail'in saldırgan politikaları nedeniyle sekteye uğrayabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji çıkarları ve İsrail ile normalleşme süreci, bu gelişmelerden doğrudan etkilenebilir. Türkiye, hem insani yardımlar hem de diplomatik girişimlerle sürecin önemli bir aktörü olmayı sürdürüyor.