İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde öldürülen 170 kişinin gazeteci kılığında faaliyet gösteren militanlar olduğunu öne sürdüğü bir soruşturma raporunu kamuoyuyla paylaştı. Ordu, bu raporun kendilerini kasıtlı olarak gazetecileri hedef almakla suçlayan iddiaları çürüttüğünü savunurken, uluslararası hak örgütleri İsrail'in yüzlerce medya çalışanının ölümünden sorumlu olduğunu belirtiyor. Gazze'deki çatışmaların başlangıcından bu yana hayatını kaybeden gazeteci sayısı, modern çatışma tarihinde eşi benzeri görülmemiş seviyelere ulaşmış durumda.
İsrail'in Soruşturma Raporu: Gazeteci Kılığındaki Militanlar İddiası
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından yayınlanan rapora göre, Gazze'de öldürülen 170 kişi aslında Hamas ve İslami Cihat örgütlerine bağlı militanlar olup, gazeteci kimliği altında faaliyet gösteriyordu. Ordu, bu kişilerin basın kartı taşıdığını ancak gerçekte silahlı faaliyetlerde bulunduğunu iddia etti. Raporda, bazı isimler ve örgütsel bağlantılar da paylaşıldı. İsrail, bu kişilerin sivil gazeteciler olmadığını, dolayısıyla hedef alınmalarının uluslararası hukuka uygun olduğunu savunuyor.
Ancak uluslararası gazeteci örgütleri ve insan hakları kuruluşları bu iddialara şüpheyle yaklaşıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Komite Gazetecileri Koru (CPJ) ve diğer bağımsız kuruluşlar, İsrail'in bu tür açıklamalarla sorumluluktan kaçmaya çalıştığını belirtiyor. CPJ'nin verilerine göre, 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'de en az 100'den fazla gazeteci hayatını kaybetti; bu sayı, son yıllarda herhangi bir çatışma bölgesinde görülen en yüksek rakam. Örgütler, İsrail'in kasıtlı hedefleme iddialarını reddetmesinin inandırıcı olmadığını vurguluyor.
Uluslararası Tepkiler ve Hukuki Boyut
İsrail'in raporu, uluslararası kamuoyunda yeni tartışmalara yol açtı. Birleşmiş Milletler yetkilileri, Gazze'de gazetecilerin korunması gerektiğini yineleyerek, tüm tarafları uluslararası hukuka uymaya çağırdı. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) savcılığı, daha önce Gazze'de işlenen olası savaş suçlarına ilişkin soruşturma başlatmıştı; bu son rapor da soruşturma kapsamında değerlendirilebilir. İnsan hakları avukatları, gazetecilerin hedef alınmasının Cenevre Sözleşmeleri'ne göre savaş suçu teşkil edebileceğini belirtiyor.
Öte yandan, İsrail yanlısı bazı çevreler, ordunun şeffaflık göstererek soruşturma yürüttüğünü ve kanıt sunduğunu savunuyor. Ancak bağımsız doğrulama mekanizmalarının eksikliği, raporun güvenilirliğini tartışmalı hale getiriyor. Gazze'ye yabancı gazetecilerin girişi büyük ölçüde engellenmiş durumda; bu da olayların bağımsız şekilde incelenmesini zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki çatışmaların başından itibaren İsrail'in saldırılarını sert bir dille eleştirmiş ve gazetecilerin korunması çağrısında bulunmuştu. Bu son rapor, Türkiye'nin İsrail'e yönelik eleştirilerini daha da güçlendirebilir. Ayrıca Türkiye, uluslararası platformlarda Gazze'deki basın özgürlüğü ihlallerini gündeme taşıyarak diplomatik baskı oluşturmayı hedefliyor. Bölgesel istikrar açısından, çatışmanın yayılma riski ve insani kriz, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika öncelikleri arasında yer alıyor. Türkiye'nin arabuluculuk çabaları da bu bağlamda şekilleniyor.