Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan yeni bir rapor, İsrail'in Filistin topraklarında yürüttüğü askeri operasyonlar ve uyguladığı politikaların, Filistinli nüfusun üreme kapasitesini hedef alan bir 'üreme soykırımı' (reproductive genocide) niteliği taşıdığını öne sürüyor. Rapor, özellikle Gazze Şeridi'nde 7 Ekim 2023 sonrası başlayan yoğun çatışmaların ve Batı Şeria'daki sistematik engellemelerin, Filistinli kadınların hamile kalma ve doğum yapma olanaklarını ağır şekilde kısıtladığını belirtiyor. Uzmanlara göre bu durum, soykırım sözleşmesinde tanımlanan 'gruba fiziksel olarak zarar verme' ve 'grup içinde doğumları engelleme' maddelerini ihlal ediyor.
Üreme Sağlığına Yönelik Saldırılar
Raporda, İsrail güçlerinin hastaneleri, özellikle doğum ve kadın doğum servislerini hedef almasının, Filistinli kadınların güvenli doğum yapma şansını neredeyse sıfıra indirdiği vurgulanıyor. Gazze'deki El-Şifa Hastanesi gibi büyük sağlık kuruluşlarının defalarca bombalanması ve kuşatılması, doğum eylemlerinin çadırlarda veya açık alanlarda gerçekleşmesine yol açtı. Ayrıca, temiz su, gıda ve ilaç girişinin engellenmesi, hamile kadınlarda düşük ve ölü doğum oranlarını katladı. Batı Şeria'da ise İsrail yerleşimcilerinin ve askerlerinin Filistinli çiftçilere ait zeytinlikleri yakması ve ekili alanları yok etmesi, binlerce ailenin geçim kaynağını ortadan kaldırarak çocuk sahibi olma kararlarını ekonomik olarak imkânsız hale getirdi.
Uluslararası Hukuk ve Soykırım Tanımı
Rapor, 1948 Soykırım Sözleşmesi'nin 2. maddesine atıfta bulunarak, 'bir ulusal, etnik, ırksal veya dinsel grubu, kısmen veya tamamen yok etme kastıyla yapılan eylemler' arasında 'grubun içinde doğumları engellemeye yönelik tedbirler' kabul edildiğini hatırlatıyor. İsrail'in Filistin nüfusunu azaltmaya yönelik politika ve uygulamalarının bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) konuyu incelemesi çağrısı yapılırken, İsrail'in bu suçlamaları şiddetle reddettiği ve Hamas'ın 7 Ekim saldırılarına karşı meşru müdafaa hakkını kullandığını savunduğu ifade ediliyor. UCM Başsavcısı Kerim Han'ın daha önce Gazze'de savaş suçları işlendiğine dair bulgular olduğunu açıklaması, bu raporun etkisini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasına güçlü destek veren ve İsrail'in eylemlerini sıkça eleştiren bir ülke konumunda. Ankara, Birleşmiş Milletler'de ve diğer uluslararası platformlarda Filistinlilerin haklarını savunurken, bu rapor Türk dış politikası için yeni bir diplomatik argüman oluşturabilir. Rapordaki 'üreme soykırımı' suçlaması, Türkiye'nin İsrail'e yönelik eleştirilerini uluslararası hukuk zemininde daha da güçlendirebilir. Ayrıca, Türk insani yardım kuruluşlarının Gazze'deki kadın doğum merkezlerine desteği raporla örtüşen bir alan. Bölgesel istikrar açısından bakıldığında, bu tür raporların Filistin-İsrail çatışmasında tansiyonu daha da yükseltme potansiyeli var ve Türkiye'nin arabuluculuk rollerini zorlaştırabilir. Ancak, raporun doğrudan Türkiye'ye atıfta bulunmaması kontrol amaçlıdır.