İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik düzenlediği insansız hava aracı (drone) saldırılarında iki Filistinli hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı. Middle East Eye’ın canlı blogunda yer alan bilgilere göre, saldırı Gazze’nin kuzeyinde sabah saatlerinde gerçekleşti. Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ölü sayısının artabileceği endişesini dile getirirken, yaralıların çevre hastanelere kaldırıldığı belirtildi. İsrail ordusundan saldırıya ilişkin resmi bir açıklama henüz gelmedi. Filistinli kaynaklar, saldırının sivil yerleşim yerlerini hedef aldığını öne sürdü. Bölgedeki gerilim, son haftalarda artan çatışmalarla birlikte yeniden tırmanışa geçmiş durumda. Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütleri, sivil kayıpların önlenmesi için taraflara çağrı yaparken, İsrail’in gerekçesi ise “Hamas militanlarını hedef aldığı” yönünde. Ancak sivil kayıplar, uluslararası toplumda tepki çekmeyi sürdürüyor.
Saldırının ayrıntıları ve arka planı
İsrail’in Gazze’ye yönelik drone saldırıları, son dönemde sıklaşan askeri operasyonların bir parçası. Filistin Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, ölenlerin kimliklerinin belirlenmesi için çalışmaların sürdüğü ifade edildi. Yaralılar arasında kadın ve çocukların da bulunduğu kaydedildi. Drone saldırısı, Gazze’deki elektrik santralini hedef alan bir önceki hava saldırısının ardından gerçekleşti. Yetkililer, saldırıların sivil altyapıya zarar verdiğini ve insani krizi derinleştirdiğini vurguluyor.
İsrail ordusu, saldırılara ilişkin şimdilik suskunluğunu korurken, geçmişte benzer eylemler için “terör hedeflerine yönelik hassas operasyonlar” tanımını kullanmıştı. Hamas ise henüz resmi bir yanıt vermedi. Bölgede yaşanan tırmanma, Mayıs 2021’deki 11 günlük savaşın ardından imzalanan ateşkesin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösteriyor. Uluslararası insani hukuk çerçevesinde, sivil kayıplara neden olan saldırıların savaş suçu sayılabileceği uzmanlar tarafından hatırlatılıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Gazze’deki çatışmalar yalnızca Filistin-İsrail ekseninde değil, tüm Orta Doğu’yu etkileyen bir dinamik yaratıyor. Mısır, Katar ve Birleşmiş Milletler, taraflar arasında arabuluculuk girişimlerini sürdürse de kalıcı bir çözüm henüz sağlanabilmiş değil. Ayrıca İran destekli grupların bölgedeki varlığı ve İsrail’in Lübnan sınırında Hizbullah’la gerginliği, çatışmanın yayılma riskini artırıyor. ABD yönetimi şimdiye kadar İsrail’e koşulsuz destek verirken, Avrupa Birliği’nden gelen eleştiriler ise daha yumuşak bir dil kullanıyor. Sivillerin hedef alınması, uluslararası hukuk açısından soru işaretleri doğuruyor. Birçok ülke, bağımsız bir Filistin devleti kurulması için çağrı yaparken, işgal altındaki topraklardaki yerleşimlerin genişletilmesi de tansiyonu sürekli yüksek tutuyor. Orta Doğu’daki bu kısır döngü, bölgesel istikrarı tehdit ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin meselesinde tarihsel olarak Filistinlilerin yanında yer almış bir ülke. Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önce defalarca İsrail’in orantısız güç kullanımını eleştirmişti. Bu tür saldırılar, Ankara’nın bölgede arabuluculuk yapma çabalarını zorlaştırabilir. Ayrıca, Türkiye’nin İsrail ile son dönemde normalleşme adımları attığı düşünüldüğünde, sivil kayıpların artması kamuoyunda rahatsızlık yaratabilir. Ekonomik boyut ise, Doğu Akdeniz’deki enerji işbirliğini olumsuz etkileyebilir. Bölgede kalıcı barış sağlanmazsa, Türkiye’nin güvenliği de Filistin-İsrail çatışmasının yansımalarından etkilenmeye devam edecektir.