İsrail, işgal altındaki Batı Şeria'da yerleşim inşasını 'büyük ölçüde yoğunlaştırarak' son yılların en hızlı genişleme sürecini başlattı. Filistin Yerleşim ve Duvar Karşıtı Komisyon Başkanı Velid Assaf, İsrail hükümetinin 2022 yılının sonlarında kurulmasından bu yana 103 yeni yerleşim projesini onayladığını duyurdu. Assaf, bu projelerin çoğunun Batı Şeria'nın derinliklerinde yer aldığını ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurguladı.
Yerleşimlerin hukuki statüsü ve uluslararası tepkiler
Uluslararası toplum, İsrail'in işgal altındaki topraklardaki yerleşim faaliyetlerini yasa dışı kabul ediyor. 1967'den bu yana devam eden yerleşim inşası, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve Cenevre Sözleşmeleri'nin ihlali anlamına geliyor. Assaf'ın verdiği bilgilere göre, yeni projeler arasında büyük konut kompleksleri, yol ağları ve endüstriyel tesisler bulunuyor. Bu projeler, Filistin topraklarının bütünlüğünü daha da parçalayarak iki devletli çözüm umutlarını zedeliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Yerleşimlerin genişlemesi, sadece Filistin-İsrail çatışmasını değil, tüm Ortadoğu dengelerini etkiliyor. ABD ve Avrupa Birliği, İsrail'e yerleşimleri durdurması yönünde defalarca çağrı yapmasına rağmen, İsrail hükümeti bu projeleri ulusal güvenlik gerekçesiyle savunuyor. Özellikle aşırı sağcı partilerin koalisyonda yer alması, yerleşimlerin ivme kazanmasında önemli rol oynuyor. Bölgede Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, normalleşme süreçlerini yerleşimlerin durdurulmasına bağlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği ve iki devletli çözüm vurgusunu daha da anlamlı kılıyor. Türkiye, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı'nda İsrail'in yerleşim politikalarını kınayan kararların öncülüğünü yapıyor. Artan yerleşim faaliyetleri, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliği ve bölgesel istikrar arayışıyla doğrudan bağlantılı. Ayrıca, Filistin topraklarının parçalanması, mülteci krizini derinleştirerek Türkiye'nin de etkilendiği bir insani dramı tetikleyebilir. Türkiye'nin bu konudaki duruşu, uluslararası hukuka ve adil bir barış sürecine olan bağlılığını göstermektedir.