İsrail ordusu, 12 Mart Çarşamba günü işgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs'ün çeşitli bölgelerine eş zamanlı baskınlar düzenledi. İsrailli yerleşimciler ise Tubas vilayetinde bir Filistin topluluğuna su sağlayan boruları kesti. Kudüs Valiliği yaptığı yazılı açıklamada, İsrail askerlerinin Kudüs'ün kuzeyindeki el-Ram kasabasına baskın düzenlediğini duyurdu. Olay, bölgede tansiyonun yeniden yükseldiği bir dönemde gerçekleşti.
Baskınların Ayrıntıları ve Su Kesintisi
Kudüs Valiliği'nin açıklamasına göre, İsrail ordusu el-Ram kasabasına gece yarısı baskın düzenledi ve bazı evlere girdi. Baskın sırasında gözaltılar yaşandığı bildirildi. Aynı gün Batı Şeria'nın kuzeyindeki Tubas vilayetinde İsrailli yerleşimciler, bir Filistin topluluğunun su şebekesine ait boruları söktü ve tahrip etti. Bu saldırı sonucu bölgede yaşayan onlarca aile susuz kaldı. Filistinli yetkililer, yerleşimci şiddetinin son yıllarda arttığını ve uluslararası toplumun sessiz kaldığını belirtiyor.
İsrail ordusu baskınlarla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak İsrail makamları, operasyonların "terörle mücadele" kapsamında yürütüldüğünü savunuyor. Filistin Sağlık Bakanlığı'na göre son haftalarda Batı Şeria'da İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu çok sayıda Filistinli hayatını kaybetti. Bölgedeki gerilim, Gazze'deki çatışmaların da etkisiyle derinleşiyor.
Su borularının tahrip edilmesi, Filistin topluluklarının temel altyapı hizmetlerine erişimini daha da zorlaştırıyor. Uluslararası insan hakları kuruluşları, İsrail'in işgal altındaki topraklarda Filistinlilere yönelik sistematik ayrımcılık uyguladığını ve yerleşimci şiddetini cezalandırmadığını rapor ediyor. Tubas'ta yaşanan olay, bu tür saldırıların son örneği olarak kayda geçti.
Filistin Topraklarındaki Genel Durum
İşgal altındaki Batı Şeria'da yerleşimci saldırıları ve İsrail ordusunun baskınları neredeyse günlük rutin haline gelmiş durumda. Filistin Kızılayı ve yerel kaynaklar, 2024 yılı başından bu yana yüzlerce Filistinlinin yerleşimci şiddeti nedeniyle yaralandığını veya yerinden edildiğini aktarıyor. Özellikle Tubas, Nablus ve Ramallah çevresindeki kırsal topluluklar, hem askeri hem de yerleşimci baskılarıyla karşı karşıya.
İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria'da yaklaşık 3 milyon Filistinli yaşıyor. Uluslararası hukuka göre tüm İsrail yerleşimleri yasa dışı kabul ediliyor. Ancak İsrail yönetimi, yerleşim inşaatlarını genişletmeye devam ediyor. Son aylarda İsrail hükümetinin yerleşimci şiddetini destekleyen açıklamaları, bölgede daha fazla çatışmaya zemin hazırlıyor.
Kudüs Valiliği, el-Ram baskının yanı sıra kentin diğer mahallelerinde de askeri hareketlilik olduğunu bildirdi. Görgü tanıkları, İsrail güçlerinin Filistinlilere ait iş yerlerine ve evlere kapı kırarak girdiğini, bazı kişileri gözaltına aldığını söyledi. Gözaltına alınanların sayısı ve kimlikleri henüz netleşmedi.
Uluslararası Tepkiler ve Hukuki Boyut
Filistin Dışişleri Bakanlığı, su borularının tahrip edilmesini "savaş suçu" olarak nitelendirdi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni harekete geçmeye çağırdı. Bakanlık, yerleşimci şiddetinin İsrail devletinin koruması altında işlendiğini vurguladı. Buna karşın İsrail, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yargı yetkisini tanımadığını yineliyor.
Birleşmiş Milletler Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü, son olaylardan duyduğu endişeyi dile getirerek taraflara itidal çağrısı yaptı. Ancak benzer çağrılar bugüne kadar somut bir sonuç doğurmadı. Avrupa Birliği ve ABD yönetimi, yerleşimci şiddetini kınasa da yaptırım konusunda isteksiz davranıyor.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi, su altyapısına yönelik saldırıların Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırı olduğunu hatırlattı. İşgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilerin temel hizmetlere erişimi, işgal gücünün sorumluluğunda. Su borularının kesilmesi, sadece insani bir kriz değil, aynı zamanda bir hukuk ihlali olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Batı Şeria ve Kudüs'teki baskınları ile yerleşimci şiddeti, Türkiye'nin Filistin meselesine yaklaşımını doğrudan ilgilendiriyor. Ankara, İsrail'in işgal politikalarını ve yerleşimci saldırılarını uzun süredir kınıyor ve iki devletli çözümü savunuyor. Su borularının tahrip edilmesi gibi insani krizler, Türkiye'nin bölgedeki insani yardım faaliyetlerini ve diplomatik girişimlerini artırmasını gerektirebilir. Ayrıca Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatı ve BM platformlarında Filistin lehine girişimlerde bulunmaya devam edecek. Olay, Türkiye'nin Orta Doğu'daki barış ve istikrar çabalarının önemini bir kez daha ortaya koyuyor.